Meze olmuş hüzünlerin eskittiği bir masa…
Tabakta üç beş memleket zeytini, bi’dilim peynir ve içilmemiş çayın bardağı
Saat gecenin dördü…

Bir mektup zarfında, defalarca okunmuş, masanın üstünde yanmayı bekliyor.
Odanın dört yanında sessiz ayrılık cümleleri giyinmiş ağlamakta…

Ve o ısınmayan evin içinde bir adam.
Yüreğinde yangın, umutları tutuşmuş yanıyor alev alev.
Oysa sokaklar beyaz örtüsüne bürünmüş, kapamış yolları dönüşlere.
Oysa kadının kalbi buz kesmiş, dilinde yalnızlık yeminleri, çoktan uzaklarda…

Sonrası yok artık.
Bundan sonrası hep aynı…
Ufuklara değmeyen yorgun bakışlar.
Sessiz ve cevapsız bekleyişler.
Gel-gitleri hayatın.

Bir ayrılık sonrası..