Yorucu yalnızlıklar içinde eskimiş bir bedendi zaten. Yara içindeydi her yanı, kan-revan içinde. Solukları zayıf, kelimeleri eksik bir halde geçiyordu yaşamın kıyısından. Ruh desen, masaya dökülmüş ve çoğalan acıları seyredip azalıyordu günden güne.

Uyardım, uyan dedim kaç defa.
Duymadı beni… ya da duymak istemedi.

Bile bile kaldı ateşin içinde. Bile bile sevmeye devam etti “O”nu. Vazgeçmedi tek kişilik hayalinden. Bekledi, özledi, istedi, söyledi, dinledi… Ama hep tek kişilikti yaptıkları, başka hiç kimse bilmedi.

Sonra bir serseri bir rüzgar geldi gecenin ortasında. Bir yorgan gibi sardı şehri. Savurdu her şeyi o yana, bu yana. Ben bile dayanamadım uğultusuna, bilmediğim kuytulara kaçtım. Aç-susuz iki gün-üç gece bekledim kıyametin bitmesini.

Gün doğunca, ortalık durulunca uyandım korkumdan.
ve anladım şehrin bir kişi eksik olduğunu,
ve büyük bir hayalin sahipsiz kaldığını….