Anladım ki; derdin dermânı yine kendi içindeymiş.

Çıkıp yollarda dolanmak, deva aramak beyhudeymiş meğer. Yorulmakmış sadece ve hatta tükenmekmiş. Hem kendinden kaçmak da bitirmezmiş derdi, ancak zamanını ötelermiş.

Ve anladım ki; bu yüzden icat edilmiş aynalar. Bu yüzden gün ışığında görünürmüş gerçekler. İnsan bu yüzden kaçarmış aynalardan ve güneşten her dâim. Sonra kendine sığınırmış kayboldum sanırken. Beklermiş değişken örtüsünde, gücü yettiğince emeklermiş. Büyürmüş bazen, eskiyi unutur ve yeniliğe yürürmüş. Bilinmeyen yollarda yeni hayatların ortasında derdine yabancı tüketirmiş ömrünü. Tâ ki; bakınca aynalara yüzünü ve duyunca seslerini gerçeğin, hatırlarmış ötelenen acıları(nı). Bir sessiz vâveyla koparmış sinesinde ve yine kaçarmış kendinden.

Ancak böyle bir kaçış döngüsünde eskitirmiş yarasını insan, dermânsız kanatırmış. Hiç cesaret edemezmiş hakîkat aynasında kendine bakmaya. Ama hiç… Bakıp derdine, derdi kendinden bilmeyi ve dermânı yine kendinde aramayı düşünmezmiş. Bu yüzden yaşarmış mutsuz zamanları yerin üstünde. Bu yüzden ağlarmış kapılarda gece-gündüz, sokaklarda umut dilenirmiş. Hep bu yüzden…