Allah’ın adıyla…

“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.”
(Kadir Süresi, 1-3)

Bin dört yüz yıl evveldi.
Eskiydi zaman, dünya kirliydi.
Gündüz bile kararmıştı çehresi yeryüzünün.
Zulümât en acı ve en siyah renginde yaşanıyor, insanlık zâlimlerin zulmü altında feryâd ediyordu.
Sessiz çığlıklar duvarları aşsa da, göğe ulaşsa da insaflı duâlar, zaman bekliyor ve büyüyordu kendi içinde.
En güzel meyvenin gizli doğum sancısı tüm âlemde hissediliyordu.
Giderek artan,
giderek yaklaşan,
giderek arzulanan bir şekilde…

Sonra bir ses duyuldu ötelerden.
Bir ses emredildiği üzre “Oku” dedi en güzel insana. Okudu ümmî yetim, okudu herkesin duyacağı bir sesle.
Bu en güzel seste mâna bulan ilâhî cümleler yankılandı susuz yüreklerde. Allah’ın mesajı taştı gönül kafesinden; Mekke’yi, Medine’yi aştı. Âvazı sağır ve dilsiz vicdanlarda bile duyuldu.
Beklenen, özlenen ve sonunda doğan bir güneş yıktı buzdan karanlık duvarları.

Ve yüzyıllar geçti o gecenin üzerinden. Yüz-yıllar…
Ama Ramazan’ın son on gününe saklı bu kutlu Kadir gecesinin kıymeti-bereketi hiç eksilmedi. En umutsuz zamanlarda bile berrak bir kandil gibi yanıp söndü ufuklarda. Ateşine tutulanları, kadrini bilenleri hediyesiz uyandırmadı sabaha. Tuttu batağında dövünen insanlığın elinden, bahtiyâr kullarda hayra ve huzura vesile oldu.

Peygamber efendimize muhabbetin, Kitab-ı Kur’an’a hürmetin, mübarek ay Ramazan’a saygının ve hepsinin sahibi Allah’a kulluğun çoğalıp taştığı Kadir Geceniz mübarek olsun. Hayırlara vesile olsun inşallah…