Hayallerin mutluluğa dönüştüğü zamanlar vardır hayatımızda. İstediklerimizin tamamının olmasa da en çok istediğimiz şeyin gerçek olduğu nadir zamanlar.

İşte bu zamanlarda hissederiz var olduğumuzu. Tanrının bize verdiği değeri bu zamanlarda farkederiz. Geçer aynanın karşısına “Allah’ın sevdiği kulusun” deriz kendi kendimize, şükrederiz. Sonra susar, anın tadına varırız iliklerimize kadar. Yüzümüz güler biz farketmeden. Ruhumuz havalanır yerinden, gider bilmedik menzillere. Biz isteriz ki hep öyle mutlu kalalım. İsteriz ki çoğalmasın hayallerimiz ve gerçeklerimiz azalmasın içinde. Olanla yetinelim isteriz ama yapamayız. Yaratılışımızdan ötürü hep bir adım ötesini gözleriz. Sonsuza müptela fıtratımızın esiri vicdanımız da bizi destekler bu konuda. Sorgusuz sualsiz istemeye devam ederiz. Yetinmeyi bildiğimizi sanırken bile isteriz.

Yaşamaktır bunun adı aslında. Sonsuz bir hayatın evvelinde fani pratikler yapmaktır. Biz bunu bilmeyiz ama bu yüzdendir tüm hayallerimizin gerçekleştiği bir hayatı cennet olarak betimlememiz. Bu yüzdendir en çok cenneti istememiz.