Hayat ne garip. Tamamını asla anlayamayacağımız bir sebepler zincirinde işliyor kaderlerimiz. Bazen çakışıyor yollarımız, bazen uzaklaşıyor. Yeni gün kimimize mutluluk ve huzur getirirken, bazılarımızdan çok şeyler götürüyor.

***

Yakın bir akrabamızın gurbetteki kızlarının ölüm haberi geldi geçen gün. Karnında 4-5 aylık bebeği ile sebepsiz yere yığılmıştı bir ay kadar önce. Haftalardır yaşam mücadelesi veriyordu sevenlerinin gözyaşları arasında. En çok da 2 yaşındaki çocuğunun gözyaşlarının… Mücadeleyi kayıp mı etti, kazandı mı bilmem ama neticesinde tüm yakınlarının yüreğine alevler salarak gitti buralardan. Yıllardır görmemiş olsam da o gülen yüzünü, şimdi aklıma geldikçe benim de içim yanıyor ve sonra kendi akıbetimi düşünüyorum. O hayat dolu, tevekkül sahibi, babasının gözdesi kızın kabire girdiğini hatırladıkça hatalarla ve günahlarla dolu geçmişimden ötürü akıbetimden ve kabirde yüzleşeceklerimden endişe ediyorum. Mahallede yaşıtım abisiyle işbirliği yapıp Ayşe’yi kızdırdığımız çocukluğum geliyor aklıma ve kendimi ölüme yakın hissediyorum.

***

Belki hep bu içmuhasebe ve ölüm korkusu olmalıydı içimde. Hep endişe durmalıydı aklımın bir köşesinde, hemen umudun sağında bir yerde. Unutmamalıydım hayatın her an bitebilen birşey olduğunu, çok uzun vadeli planlarla şuanı tüketmemeliydim. Belki kabirlere bakınca kendimi birinin içinde görüp, “Madem ki ölüm var, o halde ona göre yaşa her anı. Hesap verebileceğin kadar günah işle, düzeltebileceğin kadar hata yap, kaldırabileceğin kadar yükü yüklen. Ezilme fani endişeler arasında ve unutma asıl gerçekleri” demeliydim kendi kendime.

***

Bu tür düşüncelerle, türlü ağıt ve dualarla yolcu ettik Ayşe’yi dün.