Türkiye’de televizyonculuk zor zanaat zannımca.

Çünkü ulusal kanalları izledikçe bu işin yapılmasında hiçbir ahlaki kriter kalmamış diye düşünüyorum. RTÜK’ün halktan gelen tepkilere göre verdiği uyarı ve para cezalarının da caydırır ve düzenleyici bir yanı yok gibi. Yapılan programlar, gösterilen diziler veya filmler olabildiğine düzeysiz, bayağı, kalitesiz, yalanlarla dolu. Neredeyse hepsi içerikten yoksun, ahlak ve kültürümüzü aşındırmaya yönelik şeyler. Dizilerde yaşatılan gösterişli hayatlar, eğlence programı adı altında çocukların bile milyonlar önünde kullanılması, gündüz kuşağı kadın programlarında insanın ömrünü kısaltacak “vah vah” dedirten manzaralar bu iğrençliğin sadece küçük bir parçası.

Bırakın kitabı sevmeyi, okumaktan bile nefret eden bir toplum olarak televizyonun hayatımızda ve dünyaya bakış açımızdaki etkisini belirtmeme gerek yok. Bu etkiyi benden çok daha iyi bilen televizyon kanal sahiplerinin ve çalışanlarının sosyal sorumluluk ve mesleki ahlak içinde davranmasını umarken, çok azının bu tür bir hassasiyet içinde olduğunu görüyorum. O zaman haklı olarak şunu düşünüyorum. Bu tür yapımlar ya sırf reyting ve kazanç uğruna bilinçli bir şekilde yapılıyor, ya da tüm bunlar bir kültürü yoketme projesinin bize yansıyan görsel yüzü. Belki de her ikisi.

Sebep her ne olursa olsun, kaybeden nihayetinde biziz.
Sunulanları hızlıca alıp, tüketen ve sorgulamadan yaşantısına aktaran biz.
Ben, sen, ailemiz, arkadaşlarımız, herkes…