Hayat bir inci kolye gibi.
Tutunca sıkıca kopuveriyor bağı. Saçılıyor etrafa inci taneleri gibi. Toplamak için eğiliyorum ücralıklara kaçan tanecikleri. Bulamayınca eksik kalıyor, eskisi gibi olmuyor. Ardından bir derin boşluğa düşüyorum. Epey zaman alıyor bu boşlukları doldurmak. Akreple yelkovana savaş açıp duvarlarına hayatın çizik atıyorum. Vuslat arzusu ile yanıp tutuşurken bir başlık düşünüyorum hayal dünyama. Yakıştıramıyorum bu dünyanın kelimelerini anlatamadığım hislere. Aynı olan şeyler oluyor. Saklambaç oynayan çocuğun görünme korkusundan doğan heyecana benzer bir kalp hızında siniyorum kendime. Şansım yaver giderse eksik inci taneleri değiyor ellerime hayatın en karanlığında. Son nefesinde hayat öpücüğü ile lütüflandırılmış biri gibi tutunuyorum hayata. Yitirilmiş anlamların yumağında basit sevinçlerle mutlu oluyorum.

****

Hayat bir uçurtma gibi hevesle geceden tamamladığım.
Rüzgarlı havalar özlüyorum uçabilmek hevesiyle. Ama yine de itimad etmiyorum hayata. Tutuyorum bir ucundan sıkıca. Şanslıysam dolanıyorum göklerde bir elektrik direğine takılmadan.

***

Hayat bir ağaç gibi.
Dallarına bağladığım ümitlerim yeşeriyor baharlarda. Sonra yitiyorum yaramaz çocukların kırdığı dallarla. Yanıyor ateş oluyorum soğuk kış akşamlarında. Duman oluyor karışıyor iyi kötü ruhlara. Ben ise bu sırada esir duyguların zindanlarında zorundalıkları yaşıyorum. Gözümün seçtiğince işliyorum kalanını hayatın kaderime bir nakkaş edasında.

***

Hayat parasını zor denkleştirip bindiğim bir otobüsün askısı.
Tutunuyorum sıkıca. Terlese de, yorulsa da ellerim düşmek korkumdan bırakmıyorum. Menzili meçhul bir otobüsün içinde sırtımda ağır yükümle ayakta seyahat ediyorum.