Gecenin karanlığında yürüyen kaybolmuş bir çocuktur artık yüreğin. Sen kaçarsın sonlardan ve başlardan. Her adımında zelzele sesler duyulur kalbinde. Aldırış edilmemiş ve kimliği sorulmamış firarı edasında gezersin dünya sokaklarını. Her nefesinde bin ah, her ahında bin şükür gizli tüketilmemiş günlerin vardır. Ama ellerine sıkıştırılmış bayram harçlığı sevincinde umutların vardır. Dışarı akıtamadığın gözyaşlarının yüreğinde yeşerttiği umutların.

Sen ise meydanların eskitemediği çocuğu. Çoklu mekanların kaybolmuş garibi. Mitinglerin farkedilmeyeni.

Bulutlar ağlar gibi yağarken üstüne, gölgesinde hayatının güneş özlersin. Ve dikersin o rüya gözlerini ufuklara. Sevdiklerine ait izler kalmış olabilir ümidiyle. Ardından hüzünlü bir şarkının notalarında gezinirsin amatör bir müzisyen edasıyla. Bilmez insanlar senin yaşama sanatını.

Ramazan günler biterken her yerde; senin içinde kandiller yanar, söner. Şeker özlemli bayramlara inat melal doludur her günün. Sevinç içine gizlediğin acılarınla ayaktasındır aslında. Bilinmez. Kanayan ellerin ve yırtık pabucunda soğumuş parmakların şahittir olanlara. Görülmez. Ara-sıra dolan gözlerin saklayamasa da çocukluğunu, sen hepsinin içinden geçersin. Duyulmaz.

Yıkıldıkça yükselen bir bina gibidir senin o çocuk yüreğin.
Sevgiye acıkmış olsa da gönlün, şükür kokar terin.
Herşeye rağmen ve kadere aykırı devam edersin hayatına…
Daha kısa hayatların diğer yolcuları gibi…