“Yok” dedi içinden
“Yok”
Dört duvar arasında başını iki yandan sıkmış haykırmıştı adeta kaderine. Neden başkalarının hayatlarından farklı idi yaşadıkları diye. Güneşe her uzanmak istediğinde eli bir yabancıya değmiş ve yanmıştı. Oysa hep güneşi arzulamıştı. Hevesi her defasında kursağında kalmıştı. Korktu insanlardan ve çekildi yuvasına.

Gel zaman, git zaman.
Büyüdü çocuk duyguların kafesi.
Kutsal bir günde gaipten bir ses ona hayaller fısıldadı ve güneşi avucuna bıraktı. Artık güneşi kendi içinde doğup, batıyordu. Ve artık dünyanın en mutlu yalnızı idi. Gözü görmüyordu ışık hüzmelerini artık. Yabancı eller yakamıyordu o narin ellerini.

Gel zaman, git zaman.
Büyüdü çocuğun pamuk elleri, ayakları.
Sığmaz oldu odasına. Sonra birgün dışardan sesler işitti. ışarda neler olduğunu merak etti ve pencereden uzandı göreyim diye ama göremedi. Güneşini unutturacak kadar büyüdü içindeki bu vesvese. Artık sönmüştü içindeki güneş ya da küsmüştü. Artık ışımıyordu o çocuk yüreğine. Ve o bunun farkında bile değildi artık. Her defasında pencereye koşuyor başka güneşlere bakınıyordu. Ama göremiyordu. Yorulmuştu artık.
İçi dışı bir karanlık odasında yaksa da başka ellere dokunmaya başladı. Parmakları tutmuyordu artık. Dokunduğu şeylerin varlığını hissettirmiyordu yanık ellerine. Bir gün bir ayna gördü odasında. Baktı aynadaki görüntüsüne. Yakmayan güneşi duruyordu karşısında. Sonra baktı ynık ve tutmayan ellerine. “Ben ne yaptım” dedi utanarak. Artık çok mu geçti herşey için. Ya da çok herşey çoktan geçmiş miydi. Gaipten o eski sesin sahibine haykırdı avazı çıktığı kadar. Bir şans daha istedi yorulmadan günlerce, aylarca, yıllarca.

Gel zaman, git zaman.
Büyüdü sevgiye aç çocuk yüreği.
İçi boş yüreği ve dilinde değişmeyen dileği ile içi karanlık odasında ölümü bekler oldu. Bir gün ansızın bir ışık belirdi odasında. Güneşim diyerek atıldı kalan takatiyle. Duaları kabul olunmuştu.