Bazı şarkılar güzeldir. Ya melodisi ya da sözleri veya her ikiside. Severiz ve dinleriz. Ama bazı an olur ki; şarkılar mekan zaman insan üçleminde daha da anlamlanır. Arada bende de oluşur bu hal. Dün de o anlardan birini yaşadım. İşten hasta ve yorgun halimle dönerken bir de trafiğe takılmışlığın bitkinliği ile radyoda çalan şarkıya daldım. Dalmanın her anlamıyla adeta.

Bazen daha fazladır her şey
Bir eşikten atlar insan
Yüzüne bakmak istemez yaşamın
O kadar azalmıştır anlam

Hiç bir arzusu kalmamış halimi hatırlattı bu sözler. Hayıflandım içimden. Nasıl çıksam bu durumdan derken şarkı devam etti sözlerine.

O zaman hemen git radyoyu aç bir şarkı tut
Ya da bir kitap oku mutlaka iyi geliyor
Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor

Çok doğru bir tesbitti. Bazı şeyler dışa vurulmadan iyileşme gösteremiyordu insanoğlu. Kaçarken kendi gerçeklerinden insan, daha da düşerdi batağına genel gerçeklerin. Yüzleşmek gerekiyordu kendiyle.
Belki bağırmak avazı çıktığı kadar.
Bağırmak sevdiği, sevmediği şeyleri.
Umduğu veya yaşamak istemediği şeyleri.
Sevinçleri ve korkuları.
Ama bir şekilde dışarı vurmalıydı. Bu da cesaret gerektiriyordu. Kendimi sorguladım. Yoktu bende bunu yapmaya cesaret.

Ama fazla da üzülme hayat bitiyor bir gün
Ayrılıktan kaçılmıyor
Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür
Ömür imtihanla geçiyor

Sanırım yaşananlar bir imtihandı. Çok iyi planlanmş ve önceden öngörülmüş bir hikaye gibi. Yine de ümitsizlik yakışmazdı benim gibi adama. Yabancı duruyordu gülümseyen yüzüme. Silkelendim bir an. Dik oturdum. Biraz da sertleşen bakışlarımla etrafımda ilerleyen araçların içindeki kimselere baktım göz ucuyla.

Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir.

Sonra sergüzeştimi düşündüm. Hayatıma giren, kalan veya çıkan her insanı. Yaşadığım her olayı. Bana neler katmışlardı kim bilir. Neler neler öğrenmiştim. “İyi ki yaşanmış” dedim onca acılar sıkıntılar. Çamurdan bir insanı şekillendiren ve bugünki beni oluşturan heykeltraş darbeleri gibi idi her yaşanan ve yaşanacak olan.

Bir şiirden bir sözden
Bir melodiden bir filmden
Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor
Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden
Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor

Hayatın içindeki yaşam bir süzgeç gibi idi. Yaşanmışlardan geriye kalanlarla devam ediliyordu hayata. Acı tatlı ne varsa iz bırakanlarla. Eskilerin deyimiyle “zahmetsiz rahmet” olmuyordu sebeplerin dünyasında.

Derken şarkı bitti ve ben de bu derin düşüncelerden kılıç keskinliği ile sıyrıldım.

Ferhat Göçer – Gidemem

20 Eylül 2007 Perşembe,11:48