Gece bitmişti herşey.

Ve o da gece başladı herşeye.

Sahipsiz duygularla bavulunu sürürken ıssız ve karanlık ama bildik yollarda eski anıları yokladı. Çoktan silinmiş izleri gözledi. “Kaderin tevafukları” kuşatacakmış geceyi diye duymuş. Erinmedi ve yürüdü saatlerce, aldırmadan çok korktuğu köpek uğultularına.

Ve bir telefon kulübesine uzandı elleri. Gecenin bir yarısı sorularına cevap verebilecek biri aradı rehberinde. Ve çalan telefon hemen karşılık verdi. Gecenin geçliğine aldırmayan tatlı bir dialog başladı. Dialogun sonunda “sokakta kaldım, yanına gelebilir miyim? ayrıca biraz konuşmaya ihtiyacım var.” sorusuna, “şuan nerdesin?” karşılığı geldi. Ardından gelen cevap geceyi bile yumuşattı. Telefon kulübesinin önündeki trafik ışıkları kadar yakınında olması bir rastlantı değildi. Gece yeniden başlamıştı bu sürprizle. Özlemli bir kucaklama ile başlayan bir sohbete bıraktı yalnızlık yerini. Artık gecenin gecikmişliği önemini yitirmişti. Artık, artık olmuştu diğer detaylar. Gün ışıyana kadar gülümseyen yüzler güneşi bekledi. Dudaklardan akan eski ama güzel sözler, ruhları rahatlatmıştı tan ağarmadan. Derin ve mutlu bir uykuya daldı her iki ruh da yorulan bedenlerine acıyarak…

Ve tanrıya şükürler yağdı sessiz ve ılık nefeslerde…

Her solukta…