Tutunamazken birçok şeye, sitemini şehirlere söylersin. Sonra dilinde bir türkü ile bir yola çıkarsın. Arkanda kalanlar senden izler taşırlar. Yoğun yolculukların bağlayamadığı deli çocuksundur sen artık. Ellerinden akarken soğuk camların buğusu, gözlerin yol çizgilerine dalar. Uyanırsın ergonomik olmayan güneşli günlere. Okunmamış ama yanında taşınmak için alınmış kitaplara utançla bakarken, süt dökmüş çocuk mahcubiyetinde bir gülümseme belirir yüzünde. Sen zaten gidiyorsundur. Şehirler seni beklerler. Uzakta. Senden çok uzakta. Arkanda senden izler taşırlar. Arkanda senden ümitler taşırlar. Gidecek şehirlerin kalmayana kadar sürer bu kendine yolculuğun. Bilirsin bu yürekte “hareket vakti”dir her daim…

is karası gibiyim o temiz ellerinde
dil yarası gibiyim o masum sözlerinde
kal deme hiç bunu benden isteme
sus bu gece bana aşktan sakın hiç bahsetme
dur bu gece bana dokunma beni delirtme
sana boşuna umut vermek istemem

çağıran bir şeyler var hep beni uzak şehirlerde
bana ait birşeyler var o sert gülüşlerde

sen yine olduğun gibi kal benim için sakın değişme
giderim bugün ha yarın hareket vakti gelince
sen yine olduğun gibi kal misafirim bu şehirde
bir el sallarsın yeter hareket vakti gelince