Önce sağımı-solumu sonra saymayı öğrettiler okulda. Sonra da yıldızları anlattılar. Ama ben bir yıldızı çok önceden biliyordum.

Tesbih arası muhabbetlerinde içinde “Şimal Yıldızı” geçen hikayeler dinlerdim anneannemden. Ne bilgili bir kadın derdim içimden. Bazen ibadetine devam etmek için bizi başından savardı, biz ağlardık. İkna edip hikayenin sonunu da dinlerdik. Severek mi evlenmişti dedemle bilmem ama hep ayrılık ve ölümle biterdi hikayeleri. Bendeki daimi hüzün belki biraz da ondandır.

Yıldızlara hikayelerinde o kadar çok anlam yüklerdi ki; herkesin bir yıldızı olduğunu düşünür, her kayan yıldızın ardından sahibine fatiha okur oldum.

Zaten ilk olmak istediğim meslek de astronotluk oldu haliyle -yıldızıma ulaşmak için-. Ben en çok içlerinde şimal yıldızını merak ettim. Sanırım onu kendimin bildim. Hiç sönmeyen ve ışıkları diğerlerini kıskandıracak kadar fazla.

Çocukluk işte…