Işıltısını dinliyorum rüzgarın. Sonra bir sonbahar soluğu yaprak gibi bırakıyorum kendimi güneşin savurduğu kavruk bir yere. Adeta iniyorum bir merdivenden. Bir çocuğa rastlıyorum ağlayan. Yüzündeki gözyaşına gülücüklerimi katıyorum. Tebessüm eden yüzünü seyrederken anlamsız bir kızgınlık oluyor bende. Ayrılıyorum yanından. Bir aynanın yanından geçiyorum. Bir poz anı kendimi görüyorum aynada ve korkuyorum. Görüntünün zahirliğine itimad etmeyip, ferahlıyorum. Yolumun götürdüğü yere giderken engellere denk geliyorum. Düşüp kalkıyorum bazen. Bazen kaldırılıyorum. Zaman hızlı geçiyor, bilmiyorum. Kavram karmaşası yaşıyorum çok şeyde. Zamanı bile suçlamıyorum. Asenkron seslerde gizli senkron nağmeleri farkediyorum. Ümit karışıyor kanıma. Yumuşuyorum gergin halime. Ayna arıyorum bu defa kendimi görmeye. Ya da aynalar. Hain karanlık çökerken üstüme korkmuyorum. Arkadaş belliyorum yalnız kaldırımları kendime. Islık katıyorum sessizliğe. Yankılanıyor sesim boş sokaklarda. Ben ilerliyorum… Yine aynı çocuğu görüyorum. Bu sefer ağlamaklı. Değişen ruh hallerinin geçişlerinden birinde. Seviniyor beni gördüğüne, farkediyorum. Ben de seviniyorum. Uzun uzun bakışıyoruz. Onun kadar masum bir tebessüm beliriyor yüzümüzde. Sonra başka taraflara bakıyoruz. Yola devam… İlerliyorum. İndiğim merdivenleri tarifi imkansız hislerle çıkıyorum. İçinde bir ışık küresine doğru çekilirken nefes nefese kalıyorum. Kan ter içinde uyanmışlığın şaşkınlığı ile saate bakıyorum.
Saat 4:15