Elleri çok terlemişti. Kısa zamana sığdırılma gayretindeki tüketilmemiş duygular bu narin iki bedene ağır gelmişti. Bir ağır ayrılık öncesinde olduklarını bilseler de konuşmuyorlardı.

“Bir daha gelecek misin?” sorusu bu sessizliği elleri birbirinden koparırcasına bozmaya yetti. Terlemiş yalnız eller soğuk kapmasın diye ceplere sokuldu. Yürürken attıkları adımları bile aynı olan bu ikilinin düşündükleri aynı şeyleri birbirilerine belli etmek istemeselerde soru bu havayı sonlandırmıştı. Bir an için duraksadı adam ve kısa bir an için gözgöze geldiler. Sessizce yürümeye devam ettiler. Adamın “Her zaman dost kalacağız” cevabı ikinci kez suskunluğu dağıttı. Hava da giderek soğumuştu. Ama bu kadının gözyaşlarına engel değildi. Yolun başında iken yarım kalarak vazgeçmek gibi bir hal çöktü üstüne. Öncesinden utancına yenilip susturduğu hıçkırık ve iç çekmelerini gizle(ye)miyordu artık.

İkisi de çok üzgündü. Çıkmaz bir sokakta yoldaşlığı seçerken acının bu kadarını düşün(e)memişlerdi. Gecenin ışıklarının bile aydınlat(a)madığı yol giderek uzuyordu. Zaman ve mekan bu ikiliye bir şans tanımak ister gibi idi. Bir zaman yürümeden sonra ikisi de duruldu. Yorulmuşlardı. Hava da gerçekten soğumuştu. Bir gün öncesine kadar gülen yüzleri soğuktan donmuş tuzlu gözyaşları yakıyordu. Sıcaklık birbirleri kadar yakınken korkak kediler gibi yalnızlığa hazırlanıyorlardı.

Göründüğünden farklı iken gerçekler, kör sonlara gebe aşktan ateş(ya da ateşten aşk) başlangıçlar sevmemişti onları. Yolun sonuna gelirken birleşti eller ansızın ve istemdışı. Bir isyan hareketin ardından sözcükler tamamladı herşeyi. “Döneceğim” sözü ile yumuşayan hava, sevinç gözyaşlarına teslim olmuştu.

Adam da anlamıştı belki. Masallar inanıldığı zaman yarım kalmazdı, unutulmazdı hep.