Posta kutusunda her zamankinden farklı renkte bir mektub görmüş ve telaşla eline almıştı. Ama bu “O”nun kendisine en çok yakıştırdığı renkte idi. Anlamıştı mektubun kimden olduğunu belki de. Açsa mıydı hemen oracıkta. Avuçları arasına sıkıca yerleştirdikten sonra yola çıktı. Uğruna kıtalar değiştirilen bir sevginin küllerindeki yaşamın sabahında sebepsiz bir yola koyuldu. Avuçları arasında sıkışmış mavi ve isimsiz mektup okuyacak gözleri bekler halde feryat ediyor gibiydi. Açsa mıydı?

Hayır hayır. Açmamalıydı. Bir ayrılık sözü ile bitiyordu belki de mektup. Acı dolu sitemler dökülmüştü kağıda yüzlere söylenemeyen. Belki de çok incitecekti yazılanlar onu. Peki ya kaçacağı gerçekler. O gerçekler yaşanması için onu bulmayacak mıydı? Açmalıydı. Kaçışların döngüsünde sıradan noktalarda verilen molalarda alınan nefeslerin tesadüf getirdikleriyle geçmezdi ki bir hayat. Cesaret yetiyordu bazen bir ana. Öyle bir andı. Cesur olmalı ve mektubu açmalıydı. Ne olursa olsun.

Belki de hepsi bir kuruntu idi. İçinde çok özelinden -sevmenin ne olduğunu bilmeyenlere anlatırcasına- sevgi fısıldayan sözler dizilmişti. İtminana erecekti sonunda ve kuşkularından dolayı hayıflanacaktı. Ne yazabilirdi ki sevene insan.

Evet evet. Açmalıydı. Kimbilir yeni bir başlangıç ve bağışlanma dilek ve temennileri ile başlıyordu bu mektup. Hayatı daha anlamlı kılacak şeyleri okumak için hala neden tereddüt ediyordu. Sevgi de risk olmaz mıydı.
Peki ya değilse. Neyse.

“Neyse” diye mırıldandı. Avuçları arasında terlemiş mektubun mürekkep izleri dışa vurmuştu “Oku beni” dercesine.

Hayatı boyunca risk almayı sevmezdi. Yine öyle yaptı. Vardığı menzilde mektubu çekmecesine attı. Bilmeden yaşamanın huzuruna ermişliğin ardında aslında kadere teslim oluş yatıyordu. Bilinmeyeni yaşama vardı berisinde.
Onla neler yaşadı sonrasında bilinmez ama bilmeye korktuğu gerçekleri yaşadığı hayatına devam etti.