“Senin gönlün değişirse, dünya değişir” demişti Şems.

Ve aynen öyle oldu herşey. Sen gönlüme girdin, dünyam değişti biranda. Dünyam değişince, herşey değişti. Eksik kalan hislerim sustu. Dönüp baktığım karanlık aynalar yokolup gitti. Ümit ve mutluluk doldu içim.

***

Şimdi sen varsın, sevgi ve özlem var hayatımda. Ve dışarıda yağmur var…

Dışarıya yağmur,
yüreğime hasret,
fikrime sen..
Nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden
bir bilsen.

Cemal Süreya

Bugün benim doğum günüm.

Bugün Şeb-i Arûs.

Bugün Türkiye siyasi tarihinin en büyük yolsuzluklarının ifşasının ilk yıldönümü.

***

Geçen sene ülkemden ve sevdiklerimden uzaklarda geçirmiştim bugünü. Sonraki gün öğrendim ülkemde kopan fırtınaları. Ehven-i şer dediklerimizin şerrin bizatihi kendisi olduklarını öğrendim zamanla. Kibrin bir insanı ve yanındakileri nasıl firavunlaştırdığını gördüm bir yıllık zaman içinde. Kin ve hasedin bir insanı canavarlaştırışına şahit oldum. “Allah” lafzını dilinden düşürmeyen insanların da fütursuzca kul hakkı yiyebildiğini öğrendim. Üzüldüm olanlara, olanlara susanlara daha da üzüldüm.

Zalim zulmüne devam ededursun, biz duamızdan eksik etmedik iyiliği ve güzelliği. Karanlık demini çekedursun, biz ümit besledik bu dilsiz şeytanlar ülkesinde.

Rabbim güzel seneler nasip etsin hepimize. Bizi zulme ortak olmaktan uzak kılsın.

Amin…

sebi1

Hiç ummadığınız bir anda gelir girer hayatınıza. Seversiniz, sevilirsiniz. Zaman mutlu geçer, hayat artarak güzelleşir.

Sonra birgün mevsim değişir, dökülür yaprakları huzur ağacının. O çeker gider beklenmedik bir anda. İncir kabuğunu bile doldurmayacak sebeplerle gider.

Güya kalpler kırılmamıştır, anlayış göstermiştir iki taraf birbirine. Güya miadını tamamlamıştır sevda. Ama aslında hiç de öyle değildir. Sadece kendinizi inandırırsınız sevdanın “tükenmiş”liğine. Ayrılık acısı böyle hafifler diye umarsınız. Unutmayı istersiniz en çok, ama unutamazsınız. Tek yapabildiğiniz alışmaktır.

Sonra aldığınız daha doğrusu aldığı- kararın doğruluğunu sorgulamaya başlar bir süre sonra. Bu sırada siz düzeninizi henüz kurmuş olursunuz. Kalbiniz de yeni yeni durulmuştur. Derken o bir şekilde varlığını tekrar hissettirir size. Selam vermekle kalmaz, kafasını karıştıracak şeyler söyler. Hatta umut verecek şeyler. Siz yine alt üst olursunuz. O ise hiçbir şey olmamış gibi tekrar hayatınıza girmeye çalışır. Girdiğini varsayar. Girmiş ve hiçbir şey olmamış gibi yapar.

Hiç de öyle değildir aslında. Siz her zaman sevmiş olsanız da artık acı duyarsınız sevdiği her an için. O ise bunu farketmez.

Bu yüzden tutmaz yeniden yapılandırılmış aşklar. Öğrenirsiniz…
Aşk, o ikinci denemede ölür sevgi ile birlikte. Anlarsınız…

Meze olmuş hüzünlerin eskittiği bir masa…
Tabakta üç beş memleket zeytini, bi’dilim peynir ve içilmemiş çayın bardağı
Saat gecenin dördü…

Bir mektup zarfında, defalarca okunmuş, masanın üstünde yanmayı bekliyor.
Odanın dört yanında sessiz ayrılık cümleleri giyinmiş ağlamakta…

Ve o ısınmayan evin içinde bir adam.
Yüreğinde yangın, umutları tutuşmuş yanıyor alev alev.
Oysa sokaklar beyaz örtüsüne bürünmüş, kapamış yolları dönüşlere.
Oysa kadının kalbi buz kesmiş, dilinde yalnızlık yeminleri, çoktan uzaklarda…

Sonrası yok artık.
Bundan sonrası hep aynı…
Ufuklara değmeyen yorgun bakışlar.
Sessiz ve cevapsız bekleyişler.
Gel-gitleri hayatın.

Bir ayrılık sonrası..

Görsel

Ramazan bayramınız mübarek olsun…

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Ahmet Hamdi TANPINAR

Dünya, bildiğimiz dünya. Sebeplerin dünyası.

Bizler ise zaman, mekan ve varlık üçgenine sıkışmış bir halde yaşamakla meşguluz. Hep bir telaş içindeyiz, hep bir koşuşturma. Bir yanımız sonsuzluk sevdasında, bir yanımız yok olmak peşinde yaşlanıyor. Zaman desen ele avuca sığmaz bir çocuk gibi koşarak dönüyor etrafımızda. Kopan parçalarımızı alıp fırlatıyor bilmediğimiz ve asla bulamayacağımız dünyalara. Biz kalanlarımızla devam ediyoruz yola. Bazen sitem, bazen keşke, bazen de mutlu cümleler dolanıyor dilimize. Gün biterken de huzur denen bilinmezliğin bizi gelip bulmasını diliyor ve gelip içimizde mekan bulmasını istiyoruz.

Hayat böyle böyle azalıyor. Ömür dediğin “geç” ve “miş”in toplamı zaten. Biz ise merkezindeyiz her şeyin. Daha doğrusu öyle olduğuna inandırdık kendimizi. Her şey bize muhassar, bizim ellerimizde bildik, biliyoruz. Yanılsak da bıkmadık bu inançtan, bu histen yorulmadık.

***

Amacım “BİZ”i uyandırmak değil. Sorgulayış da değil bu sözlerim. Sadece parçalanmaz zamanın akışında bir iki lakırdı benimkisi.

Sadece lakırdı…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 37 takipçiye katılın