24 Haziran 2008
Her sabah
Hayatın alışkanlıklarına karşı durarak
En yakın ve uzak mesafeleri
Birlikte tarayarak
Başlarız güneAşk ve ölüm iki yanımızda durur
birlikte ve iç içe yürürler hayatın yokuşlarında
Biri sonsuza kadar alıngan
Diğeri cesurSen meydanlarda büyümüş çocuk
caddelerde ve sokaklarda
her söze açık
Bir yapraktın belki
Esen rüzgarlarca kımıldayan
Hava kararır ve gökyüzü
Bütün yükünü boşaltırken üstümüze
Unutulmuş bir zamandan
Sesler ve sözler hatırlatan ellerinle
Dikkatli ve tedirgin basıyorsun hayatın tuşlarınaSen hangi aşkları içinde taşıdın da
Şimdi ölümün
Yorgun tayını gözlüyorsunKalabalıklardaydın sen
Dudaklarında
Başkaları için
Sana ait olmayan
Tebessüm provaları yaparken
Ben seni
Meydanlardan kitaplara çağırdım
Antenler telefonlar zincirler tükenip biterken
Toplu sesler çıkardım içimden
Dağlarda yankılandı
Meydanlarda uğuldadı da
Sen duymadınSanki biz göçebeydik
O insan bu insan
Hepsinin içinden geçtik
DuymadılarŞimdi bize sunulan yırtık resimler
Ve parçalanmış binlerce hayat
Çok alıngan bir çocuk oluyor gökyüzü
Dokunsan ağlayacak
Kadınların
Bir mendilde kalıyor gözyaşlarıSokaklar
Bizden daha özgür ve telaşlı
Bense
Her şeye rağmen
Ve herkese aykırı
Ellerimde bir demet karanfil
Yine sana geliyorumMustafa Özçelik
Hayat yollarında bir garip yolcusundur. Gelip, geçersin şehirlerimden herkes gibi. Benim muştu bekler gözlerim, kulaklarım. Yetim vakitlerde uykuya dalar bekleme yorgunu bedenim. Ama gecenin bir yarısı zangoç sesler hoplatır yerimden. Koşar bilinçsizce, sana susamış gibi kana kana içerim ab-ı aşk musluğundan. Zifir renkler arasından bir yıldız gülümser küçücük odama o anlarda. Sonrasında ağır hislerin emeği bir gözyaşı akar. Bulaşır renkler, sen olur karanlıkta. Ben yine aynı minicik bir kız çocuğu edasında gülümserim. Derken kaybolur izler kayan yıldızla beraber. O vakit anlarım; yabancıyım hayallerine.




İran’da 


Ne zaman


