Şiir


Peki alınız sizin
Daha istemiyorum
Bu el bu ayak
Bu duyu bu düşünce
Sizin
Daha istemiyorum
Dallarda göklerde sularda
Açılarım bir denklemle uykusuz
Belki anlarlar beni
Sevindirirler umdururlar ama
Sizin
Daha istemiyorum

***

Gece koyu karanlıklar büyür
Alır tasalarımı yollarda
Alır güzelliğimi dağlardan
Peki sizin bu doldurduğum boşluk
Sizin
Daha istemiyorum

Hepsi taş toprak orman deniz
Işıksızlığını yaşadığım varlık
Yokluğunda ağrıdığım ölüler
Hepsi hepsi
Sizin
Daha istemiyorum

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Orman kıyısında bir kaynak ver bana
Fazla derin olmasın avuç içi kadar bir şey yeter
Bir de bir kurbağa ver korusun diye kaynağı

Güzün gelip toplarım birer birer ölü yaprakları
Kışın gelip kırarım buzları
Susamış yolculara içecek su sunarım yazın

Hepsi bu ve gücün yeter hiç kuşkusuz
Benim için küçük bir su gözesi yaratmaya
Gökyüzünün gelip bazen kendini seyredeceği

Jan Skacel

Hayatın hızıyla yaşadık o aşkı
Herşey bir anda başladı
Yaşandı
Ve bitti…
Yan yana gidip de bir süre
Ayrı yönlerde uzaklaşan
İki tren gibi

Ataol Behramoğlu

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş…
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi…
Ne gece, ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz…
Ben de söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde…
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik…
Ben de susuyorum sevgimi saklayıp içimde…
Duyuyorsun değil mi suskunluğumu nasıl haykırıyor…
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim…
Ama bir başka seven yok benim
benim sustuğum biçimde…

Aziz Nesin

Nefes…
Sevgi kadar hayat veren
Senin kadar huzur veren
İçimde daim yeşeren

Umut…
Hayalleri yaşatacak kadar
Yaşama bağlayacak kadar
Seninle olmak kadar

Ölüm…
Yıkılışların karanlığı gibi
Toz duman karmaşıklar gibi
Kara koprağa karışmak gibi

Nefes, umut ve ölüm…
Üçü de yanyana…
Ben ve sen gibi…

Sevdinse …
Aşkında yitip yok oldun,
Karıştıracaksın günü ,ayları .
Sevgi yollarında ne kaide, kanun
Kendin aşmalısın bu dolayları .

Eriyip kendini yok sanacaksın
Bu derdin olmayıp özge çaresi
Sen hız hız ‘kazaya’ uğrayacaksın
Yoktur bu yollarda yol işareti

Bahtiyar Vahapzade

Geleceğim bazen, uykudayken sen

Beklenmedik uzak bir konuk gibi
Sokakta bir başıma koyma beni
Kapıyı sürgüleme üstümden.

Usulca girecek bir yere ilişeceğim
Bir zaman , karanlıkta , bakacağım yüzüne
Görüntün doyasıya dolunca gözlerime
Seni kucaklayacak ve çıkıp gideceğim…

Nikola Vaptsarov

Yaşadım!
Erik ağaçları şahidimdir
Yıldızlar sahidimdir.

Yaşadım!
Avuçlarımın gücü yettiği kadar
Dağları, kadınları, meyveleri
Yasadım!
İncirin dallarına yürüyen süt
Yonca tarlasından gelen nefes
Horozun ibiğinden damlayan kan
Yollar ve sevgili türküler sahidimdir.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Uyu.. Gözlerinde renksiz bir perde
Bir parça uzaklaş kederlerinden
Bir ruh gülümsüyor gibi derinden
Mehtabın ördüğü saatler nerde?
Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin
Yağmur ince ince toprağa sinsin
Bir başka alemden gelmiş gibisin
Dalmış gözlerinle pencerelerde.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Acı, seni de kanatlarından vuracaklar
Dünya bir gün gül bahçesine dönecek
Bakma semaya kibirli ve kuru bu kadar
Son gülen yine son demde belli olacak

Yokluğu deli bir taşla kör edecekler
“Niçin”li sualleri cevaplayacaklar elbet
Sessizlikle, gürültüyle boğulmak da biter
Huzur dolacak tüm ruhlara ilelebet…

06.06.2005


Bir gün gelir…
İçimdeki dağlar yürür sana doğru.
Bu sert kayalar yıkılır, gider.
Bir tek ben kalırım yanına.

Bir gün gelir…
Çöker gururun benliği, yok olur,
Izdırabın ateşi eskir, gece soğur,
Ellerim elinde buluştuğunda.

Bir gün gelir…
Sen bende çoğalır, ben olursun.
Belki azalır ruhum, sende kaybolur,
Bir nevâ güneş doğduğu anda
Sen de kendine âşık olursun.

Sensizliğe sordum seni,
Mutluymuş dedi rüzgarlar…

Peki bensiz ellerin hala sıcak mı?
Gülüyor musun yıkılışlarıma su olsun diye?
Benden başka kalpleri seviyor musun?
Ya o dünyayı özetleyen gözlerin ne âlemde…
Hala bakıyor mu sevgiliye içten?
Yoksa kalbin de mi değişti?

Şimdi söyle bana,
Ölen ben miyim yoksa sen mi?
Aşkı anlamsız kılan yürekler mi?

Beni dinlersen Üsküdar’a gitme
İbrahim’i görme, şiir yazma
Şu herkesin bildiği düzlük
Bu deli alacası çayır
Ardıç kuşu türkülü sokak
Senin için değil.
Sen yoksun
Çevrende kimseler yok.
Zengin de olsan
Yoksulluğun gitmez…

Edip Cansever

Gözümde göllendi, güllendi yaşlar
Dağıldı başımdan dostlar, tanışlar
Bedbahtlık- yüreğe çapraz dağ çeken
Tekliğin zamanda ikiz kardeşi
Teklik – gönül sıkan, teklik bel büken
Dünyanın en büyük, en ağır taşı!

Yalan bin boyalı, gerçek boyasız
Yalan-kıpkırmızı, gerçek- ak olur
Yalan kışkırıkçı, yalan hayasız
Gerçekse her zaman utangaç olur.

Bahtiyar Vahapzade

Bir sencileyin dil-ber-i ra’nâ bulunur mu
Bir bencileyin âşık-ı şeydâ bulunur mu

Uşşâk-ı belâ-keşlere âyîne ne hâcet
Sînen gibi mir’ât-ı mücellâ bulunur mu

Bir ben gibi tâ haşre kadar âşık-ı sâdık
Sultânıma ben söylemem ammâ bulunur mu

Bir iki üç ahbâb olup âh olmasa ağyâr
Âyâ o perî bir gece tenhâ bulunur mu

Bilmezsen eğer kendini Leylâ’ya su’âl et
Bir sencileyin dil-ber-i ra’nâ bulunur mu

Küçük İskender

Korlar üstünde bir dans bu yaşam,
yüksek, mavi göğü altında ilkyazın.
Bu dört dize de tutmasa beni,
ben de dans etmeye başlayacağım

Henrik Nordbrandt


Dedi “Aşk”…
Dedim “sus”,
incitme âlemi…

Dedi “dost”…
Dedim “gel”,
bitir şu elemi…

O sabah ezan sesi gelmedi camimizden
Korktum bütün insanlar, bütün insanlık adına…

Cahit Zarifoğlu

Yağmura, nisana ve yaşıma aldanıp
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim

ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara
bir derviş olup yürüdüm uzaklara

yanıldı denektaşım geriye döndüm
Kutsal Sözler Panayırı’na sığınıp
ipeksi bir sessizliğe büründüm:

bir hayat, mahçup ve duru
Tanrım, gülleri
ve sessiz harfleri koru.

İbrahim Tenekeci

Bir güvercin gibi ak
o gizli kıyıda
susadık öğle üzeri:
ama tuzluydu sular.

Sarı kumların üstüne
adını yazdık onun,
ama bir rüzgâr esti denizden
ve silindi yazılar.

Nasıl bir ruh, bir yürek,
nasıl bir istek ve tutkuyla
yaşadık:yanılmışız!
Değiştirdik öyle yaşamayı.

Yorgo Seferis

Tut ki sen bir şiiri çok iyi yazsan
Ya da çok iyi bir şiir yazsan
Bir saatin aralıksız işleyişi
Bir çocuğun bir sokak kedisini sevişi
Bilmem ki sanki güzel bir akşam gibi
Onun için her akşamı iyi yaşamalıyım
Yani kıskanılan onu
Demek istediğim hepsi

Turgut Uyar

Gün düğün oldu dün, gece dost, hece sevgi…
Varlığın güle düştü, muhabbetin odama
Bülbüller aşkınla sustu, seyre daldı bizi
Dilime dolandı visâlin, akşamdan sabaha…

Demek sen böyle salına salına bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
Ey, dostlarının canına can katan,
Gül bahçesine böyle bensiz gitme istemem.

İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
İstemem, ey ay, bensiz doğma.
İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
Bensiz geçme, ey zaman, istemem.

Sen benimle beraberken
Hem bu dünya güzel bana, hem o dünya güzel.
İstemem, bensiz kalma bu dünyada sen,
O dünyaya bensiz gitme, istemem.

İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
İstemem, ey dil, bensiz okuma.
İstemem, ey göz, bensiz görme.
Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.

Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.

Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.

Senin gözün bende iken
Ben senin çevganın önündeyimdir.
Ne olur, öylece bak dur bana,
Bırakıp gitme beni, istemem.

O güzelle berabersen, sen ey neşe,
İstemem, sakın içme bensiz.
Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
Sakın bensiz çıkma, istemem

Bir şey yoksa bu yolda senden,
Bitik bu yola düş enlerin hali.
Ben senin izindeyim, ey izi görünmez dost,
Bensiz gitme, istemem.

Ne yazık bu yola bilmeden, rasgele girene!
Sen ey, gideceğim yolu bilen,
Sen ey yolumun ışığı, sen ey benim değneğim,
Bensiz gitme, istemem.

Onlar sadece aşk diyorlar sana,
Oysa aşk sultanımsın sen benim.
Ey, hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,
Bensiz gitme, istemem.

Mevlana Celaleddin Rumi

Bir ölü gelecek evine yarın
Gözlerinde yarım kalmış arzular
Dalıp hayaline hatıraların
Duracak kapıda sabaha kadar
Duyunca kapının çaldığını
Korkulu gözlerle dışarı bakma
Bütün odaların yak ışığını
Bir benim kaldığım odayı yakma.
Siyahlar giyin de pencereye çık
Aç kapıyı korkma yabancı değil
Bir ölü ki yaşıyor, gözleri açık
Ölüm seni sevmekten acı değil
Aradı bu ölü hayatı sende
Öldü artık, sevsen de sevmesen de

Ümit Yaşar Oğuzcan

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.

Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.
Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.

Douglas Malloch

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum
Yıkadılar, aldılar, götürdüler
Babamdan ummazdım bunu, kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim, lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü, kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı, yuvarlak
Söylelemesine maviydi, kör oldum
Taşlara gelince, hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı, ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi, bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu, kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreya

Kasvet, elinde bir paslı makas
İstanbul’un asma köprülerini kesti;

Sevdamızın ipinde demin
Cirit oynıyan cambaz,
Şimdi bir kör satırdır içimizde,
Ha düşer, ha düşer, ha düşer

Başımızın üstünde demin gülüp duran gökyüzü
Yedekte bir salapurya şimdi.

Can Yücel

Kimseyi terketmedim meğer kendimi biriktirdim hep
Gözyaşlarını gördüğüm için benimdin
En ayıp gülüşünü yakaladığım için
Sevişmelerimiz uzun sürer diye düşünürdüm

Evimde yalnızlık anlaşılabilir bir odaydı
Odanın içinde dolaşırdım kendime
Doğuşunu bana bağışlardın kalbinin
Sabaha kadar mücadele her gece

Oğuzhan Akay

Bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum…
İşte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
‘Eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, ‘
demiş La Rochefoucauld.
Benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum…

Murathan Mungan

Düşünmeden, acımadan, utanmadan
kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.

Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.
Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda;

oysa yapacak bunca şey vardı dışarıda.
Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.

Ama ne duvarcıların gürültüsü, ne başka ses.
Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar.

Konstantinos Kavafis

Aşkı doğuran şey nedir;
O yakınlığı, iki can arasında?
Ve kopuş ne zaman başlar?
Ne zaman biter bir sevda?

Bir kurt gibi içten içe
Gelişip büyür çürüme
Bir an gelir ki aynı mekandasınızdır
Ayrı duygusal zamanlarda

Ataol Behramoğlu

Varlık bir uzun uykuda.
Sokaklar üşümüş ve çok yalnız.
Gece dibsiz bir kuyu gibi karanlık,
Çekiyor herşeyi kendine acı-ma-sız.

Kalan sesler daha yalın, daha parlak.
Havadaki nem bile toprağın kanına giriyor
Geçmiş günahlar uyanıyor sessizce ağlayarak
Rüzgar kendi türküsünü tutturmuş gidiyor.

Varlık bir uzun uykuda hâlâ,
Ölüm ise kapıda, beklemede.

..
.
Tamamlıyor kalan boşluğu…

Çekil kafesine ey ruh.
Günahlarından yorul.
Hebâ etme gençliğimi,
Solan bedenime sokul.

Bil ki, ellerinde kanlı izler
ve iki eli yakanda masumiyetimin…

Kendimi bildiğim ân kanadı kalbim ilk defa. O gün bugündür de zamansız yaralar belirir kalbimde, kanar durur. Türlü merhemler sararım ama geçmez acısı. Azalsa bile bitmez. İsterim ki kapansın, kabuk bağlasın ama kader müsade etmez. Kaybeden yüreğimdir, bedenim bilmez. İsterim ki ruh kafesine çekilsin, nefis günahlarından arınsın. Hiçbiri beni dinlemez. Kalbim hissettikçe kanar yaralarım. Zaman geçer yanımdan, aldırış etmeden. Tutmaz ellerimden kalan masumiyetimin.

Oysa zamanı durdurma ve geriye döndürme şansım olsa, kalbimin kanadığı ve kendimi  ilk hissettiğim zamanın öncesine, içimde ölen çocuğun dünyaya hakim olduğu günlere dönmek isterdim. Çünkü hep aynı şuursuzlukla yaşamın içinde dolanmak güzeldi. Hayatı ‘keşke’siz ve doyasıya yaşamak, olanların üzerinden yüzeysel geçmek kolaydı.

Ama şimdi detaylar içinde lezzet ararken acı çekiyorum. Hayat zaten herşeyin kılıfını güzelliklerle bezemişken, ben bunları görmüyorum. Sadece derinindekilere  sevdalı aklımla tüketiyorum elimdekileri.

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden
***
Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı…

Turgut Uyar

Umut bizi terkettiğinde
Kavlanır kanımız
Örter patikayı su birikintileri
Eşeler gecelerimizi bir çift açık göz
Umut bizi terkettiğinde
İyilik kaçtığında bizden
Körleşir ağaç kabuğu gibi
Yüzlerimiz.

Andree Chedid

Ben bir kelepçeyim
yüzüm soğuk ve çirkin
bilekler geçiyor oyulmuş gözlerimden
ben o bileklerde yaşıyorum
acıya
hasrete
karanlığa
insan taşıyorum

Bağırıyorum durmadan
sesimi kimse duymuyor
kimse aldırmıyor bir demirin dileğine
oysa ben takılmak istiyorum
beni kelepçe yapanların bileğine

Muammer Hacıoğlu

Bugün iki kez yağdı yağmur;
iki kez eskidim sanki.

İki ömrü kol kola yaşadım ben;
biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri.

Hep iki şömine yandı yüreğimde;
birinde ateşti, diğerinde kül.

Ve iki kez âşık oldum;
bundandır iki kez ölmüşlüğüm.

Sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü;
şimdi sömestrdeyim.

İlk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum;
daha depremlerleyim.

Ve iki kere iki,
kitabımda benim,

ya çok eder
ya sıfır…

Yılmaz Odabaşı

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 34 takipçiye katılın