Şiir


Gel…
Gel ama dokunma ruhuma.
Hissettirme varlığını, uzaktan sev beni.
Öyle ki; hep sessiz olsun gülüşlerin
Bakma gözlerimin içine bir üveyik gibi,
azalmasın düşlerin,…
isimlerin…

Kal…
Ben bilmesem de dur dünyamda
Tut elimden farkettirmeden
Zor anlarımda azalt çaresizliğimi
Beklentisiz izlerin çoğalsın içimde,
ve avuçlarımda ısınsın ellerin.
Ellerim bilmese bile…

Gel…
Habersiz bir saatte gel
Geceden sonra günden önce,
gir o tek açık kapıdan
Kal…
Hislerimin kör noktasında,
Kıpırdama, kal öylece…

Denize yakın mağaralarda
bir susuzluk duyarsın, bir aşk,
bir coşku
deniz kabukları gibi sert
alır avucuna tutabilirsin.

Denize yakın mağaralarda
günlerce gözlerinin içine baktım,
ne ben seni tanıdım, ne de sen beni.

Yorgo Seferis

Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir
Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır
Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır
Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil
Görünüşte öç hakikatte değil
Faninin sonsuzla barışması
Affın mağfiretle yarışması
Yaprağın düşüşü değil bu toprağa
Bir yıldırım çarpışıdır dağa
Sonbahar değil ilkbahardır
Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır
Bulutlar açılır güneş çıkar
Yağmur taneleri inci tanelerine dönüşür
Deniz çalkanır saçar ortaya hazinesini

Anladım onlar ölmediler
Ölüm adına
Ölüm maskesini takınarak
Dönüştüler bir ışığa

Sezai Karakoç

Deniz. Deniz.
Yalnız deniz!

Neden getirdin beni, baba,
sen bu şehre?

Neden kopardın, baba,
beni denizden?

Düşlerimde köpükler
yüreğimi kancalar
demir alırcasına.

Neden sürükledin baba,
beni buraya?

Rafael Alberti

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasından güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlıycak bitmeyen sükunlu gece.
Gruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül.
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül.

Yahya Kemal Beyatlı

Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
Ön dişleriyle belli belirsiz
Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
Evet mi hayır mı pek anlamadan.

Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız
Bir tayın dişinde ince taflan
Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.

Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.

Edip Cansever

Sen, hergün köşe başlarında
Yırtık urbanla kirli ellerinle
Avuç açan, sefil insan.

İnan yok farkımız birbirimizden.
Sen belki tüm yaşamınca dilenecek;
Beklediğin beş kuruşu biri vermezse,
Ötekinden isteyeceksin.

Ama ben, tüm yaşamım boyunca
Tek bir kez dilendim,
Bir acımasız kalbin sevdası ile alevlendim.
Öylesine boş öylesine açık kaldıki elim,
Yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim.

Victor Hugo

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin…
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan…
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır…
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili…
Bir gün akıp gideceğiz hayata…
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur…
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

Yılmaz Güney

Bir, zirvede habire şiştikçe şişene bak
Bir, tabanda her adım yıkılıp düşene bak
Bir, ülke yansa bile yan gelip yatanlara
Bir, yangın söndürmeye çarıksız koşana bak.

Abdurrahim Karakoç

Vazgeçmeyeceksin değil mi?
Onu beklemekten hiç vazgeçmeyeceksin…

Sonu bir ıssız ölüm olsa bile duracaksın öylece
Susacaksın, bakışların yorulacak değişik yüzlerde
Gözlerin hep karanlık iklimlerde bir ışık özleyecek
Bir elin boşlukta kalacak, gelip de tutsun diye bekleyeceksin.

Biliyorum, sen ondan vazgeçmeyeceksin…
Vazgeçemeyeceksin…

Başka türlü bir şey benim istediğim:
Ne ağaca benzer, ne de buluta.
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz,
Havası ayrı hava..

Can Yücel

Tuzun gülü gibi ya da topaz gibi
ya da ateşi çoğaltan karanfillerin oku gibi sevmem seni:
karanlık bazı şeylerin, gizlice, gölgeyle ruh arasında,
sevildiği gibi severim seni.

Çiçeklerin ışığını içinde gizleyen
çiçeklenmeyen bitki gibi severim seni,
ve teşekkürler aşkına, kasvetle bedenimde
yaşar topraktan yükselen kesif rayiha.

Severim seni bilmeden nasıl, ne zaman, nereden,
basitçe severim seni, sorunsuz ve gurursuz,
başka türlü sevmeyi bilmediğim için böyle severim seni.

Fakat ne sen varsın ne de ben,
öyle yoğun ki sevdamız, bağrımdaki elin elimdir,
öyle yoğun ki, uyuduğumda kapanan gözlerindir…

Pablo Neruda

Hem sana el değdirmeğe elim varmaz,
Hem sensiz aldığım nefes, nefes olmaz.
Bir garip dert bu, kimseye de açılmaz.
Bir zehir zakkum ki tadına da doyulmaz!

Ömer Hayyam

En değerli saatlerinizi bana ayırdınız
sağolunuz efendim.
Gökyüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz,
öğrendim.
Yeryüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz,
öğrendim.
Zamanın boyutlarının sonsuzluğunu ve havanın bazen kuşa döndüğünü öğrettiniz,
öğrendim efendim.
Ama sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz efendim.

Baskının, zulmün, kıyımın, açlığın,
bir yerlere kıstırılıp kalmanın, susturulmanın,
aşk mutluluğunun ve eski hesapların,
aritmetiğin bile…

Bunları bulmayı bana bıraktınız,
size teşekkür ederim.

Turgut Uyar

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Nazım Hikmet Ran

Daha önce hiç görmediğimiz
Bir akşam geliyor çayırlardan,
Hiçbir ışık yakmayan.

İpeksi bir görünümü var uzaktan
Dizlerin ve göğsün üzerine çektiğiniz zaman
Hiç de rahat değil.

Ağaç nereye gitti, yeryüzünü
Gökyüzüne kilitleyen
Ellerimin altında ne var
Duyumsamadığım?

Nedir ellerimi aşağıya çeken?

Philip Larkin

Gece gül bahçesinde ararken seni
Gülden gelen kokun sarhoş etti beni
Seni anlatmaya başlayınca güle
Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi…

Ömer Hayyam

Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
…yeni bir başlangıç vardır

parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır

nedensiz bir çocuk ağlamasi bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır…

Edip Cansever

Birşeyler çağırıyor beni
Gel diyor çok uzaklardan
Kal diyor…

Birşeyler hapsediyor ruhumu
Gitme diyor hevesimi yakarak
Dur diyor…

Birşeyler savaşıyor içimde
Hem konuş diyor, hem sus.
Hem sev diyor, hem de küs.

Birşeyler yaşıyor içimde
Beni öldürüyor…

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 34 takipçiye katılın