Karanlık


Canımı acıtan habersiz gidişin değil, bir daha dönmeme ihtimalin.

Tamam, gittin. Lâkin miâdsız bir yas bıraktın omuzlarıma, gönlüm olabildiğine yaralı. Ama dilimde bir kırgın söz, bir sitemli kelime yok hâlâ.

Aralarda yoldaş gece, serkeş hüzün ve âciz yalnızlık geliyor ziyaretime. Seni anlatıyorum onlara. Bildiğim en güzel kelimeleri süsleyip senden bahsediyorum. Ben konuştukça halime gülüyor, ben susunca onlar da susuyorlar. Zaman dolmadan gece katran elbisesine bürünüp, ortadan kayboluyor. Hüzün -onun ardısıra- en acı maskesini takıyor gözümün önünde ve hiç acımadan. Yalnızlık zaten her zaman zalim, soyutlaşarak hiçliğe bırakıyor yerini ve beni yokluğuna terkediyor. Bana geriye bir tek seni beklemek kalıyor.
Ve beklerken özlemek…

Bu gece aklına ben geleceğim. Uyku girmeyecek gözlerine. Hüzün odana öylesine dolacak ki, karanlıkta sabaha kadar inleyeceksin. Elin titreyecek her telefona uzandığında. Kendine lanetler yağdıracaksın. Zamanı geri getirmek isteyeceksin, ama gözlerini açtığında ay ışığında seçebildiğin gerçeklere bakıp bakıp ağlayacaksın. Gözyaşların yakamoz olacak, kalbine düşecek yudum yudum. Tarifsiz bir acı çökecek böğrüne. Yutkunurken boğazın düğümlenecek. Anlayacaksın.

Bu gece aklına ben geleceğim. Ağlayacaksın…

İstiklâl’de yürüyorum gözlerim kapalı
Esnaf bile henüz ışıkları yakmamış
Hüseyin Ağa Camii önünde bir delikanlı
Evsiz kedi köpekleri başına toplamış

Gaipten  im sesler fısıldıyor gece
Adımlarım dev, yüreğim tek hece

Sokakları bomboş, karanlık ve yalnız
Ayyaş iki martı gölgemin peşinde
Tan ağarırken Beyoğlu çok sessiz
Geriye kalanları ölümün eşiğinde

Nefes alırken bile düşünüyorum. En sesli ortamlarda bile boğamadığım şeyler var içimde. Yüzleşemediğim, yüzleşmek istemediğim. Müziğin ritminde kendinden geçmiş, neşeli ve serhoş yüzlere bakarken birkaç saniyeliğine başkası oluyorum. Sonra bir damla karanlıkta sükutu bölen bir neyin nefesi çekiyor beni içine. Çekiliyorum. Tanrının karşısında huzur ararken, aklım karışıyor. Huzur dediğim de; aklıma karışan bir ülfet zehir zaman. Çözmüyor hiçbirşeyi. Çözülmüyor hiçbirşey. Tam başladı derken biten, tam bitti derken başlayan bir devran. Bana düşen çok kişilik gölge oyununun tek kahramanlığı.

Her gün bayramdı akıl sahiblerine. O zamanlarda ne çok sevdiğimi bilirdin sen. Ben de ne çok sevildiğimi. Kelimelere sığdıramadığımız güzel şeylerin gölgesinde dikensiz bir hayatı sessizce yudumlardık aynı kaseden. Bir de akşam olurdu ben yorulunca. Her güneş batışında denizden, sahil yolundan lodos toplardım sana, en tazesini seversin diye. Sonra balıkçılar pazarından geçer, biraz istavrit bakardım. Varsa taze taşfırın ekmeği, hani bir de mevsimi gelmemiş meyveler. Ellerim dolu gelirdim yanına. Sen de yüreği dolu gülücüklerle karşılardın daha kapıda. Yemeğe kattığımız sevgimizi ortak bölüşür yerdik. Bir de her yemek sonrası yürürdük ufacık dünyamızda kocaman adımlarla. Sıcak kentin serin akşamlarında. Sonra gece karanlık olur, düşerdi odamıza. Gözlerin yakamoz kokardı ayışığında hep. Ben ise her defasında titrerdim bakışlarında, erirdi küçücük yüreğim. Saatler ömür olurdu, kaybolurduk içinde. Bilmezdik başka dünyayı. Bilemezdik…

Yalnızlık hata mıdır?

Sonra zaman değişti birgün. Mevsimler buz tuttu. Ben aklımı yitirdim anlamsız bir yerlerde. Kendime geldiğimde yoktun yakınımda. Mecnun günlerimde seni kırdığımı hiç bilemedim. Hep sordum kendime ama cevabını veremedim.

Kalınca sebepsiz bir başıma
Hatıralar beynimde dans ediyor
Günahlarım dizilip bir bir karşıma
Sanki birer birer intikam alıyor
Yüregimden zincire vurulmuşum
Anılar her bir halkayı bağlıyor
Ben duygularımın esiri olmuşum
Hatalar yalan duygularda başlıyor

Keşke hep aklı yitik kalsaydım. Keşke hayatı hep senin bıraktığın boşlukta yaşasaydım. Yetinseydim olanımla. Keşke ‘keşke’ diyecek hatalar yapmasaydım.

Heyhat, vakit çok ileri artık. Şimdi hatıraların acıttığı ruhum ve senin sevdiğin şarkı dudağımda.

Sen de benim hatalarımdan birisin
Sen en büyük günahların bedelisin
Senin için harcanan zamana yazık
Sen en güzel duyguların katilisin
İstemem seni
Ne sevgini ne kendini
İstemem ben bu hayatı
Sözüm ona pembe rengini

Hatırlar mısın bu şarkıyı?
Hani ikili bir yalnızlık çökünce gecemize.
Hani Sezen söylerdi, sen söylerdin. Sezen söylerdi; ben kızardım bana bakarak söylerdin diye. Korkuturdu ‘hata’ kelimesi ile bizi beraber düşünmek. Korkuturdu hataya düşmek.

Şimdi vakit yine gece. Sezen söylüyor, ben söylüyorum senin yerine. Sezen söylüyor, ben düşünüyorum tek kişilik kirli dünyamda. Ve bu soğuk kentin sıcak karanlığında daha iyi anlıyorum bazı şeyleri kalan aklımla. Anlıyorum ki; sen hayatımdaki en doğru şeydin. Sen bu hayatımın tek güzel bedeliydin. Biliyorum…

Çok eskiden. Senden bile önce başlamıştı herşey. Ümitle. Hani o sonradan öğrendiğin Nihavend şarkının kulaktan kalbe dokunduğu gecede. Bedenim ürpermişti bakışında, daha sen henüz yokken. Rüya sandım önce. Gönlümdeki tsunamiler gün ışığında da küçücük dünyamı yıkınca anladım. Senin kadar gerçekti yaşadığımız.

Bir senin gözler beni anlar; elimde değil
Görür görmez deliren ihtiyaçlar; elimde değil
Düşerken son bir kez yalana; benimsin benim
Yalansan yalanı severim elimde değil

Gitme nolur gitme, itirazlar elimde değil
Yanlızım yalnızız, yanlızlıklar elimde değil
Düşerken son bir kez yalana benimsin benim
Yalansan yalanı severim elimde değil

Yüzü suyu hürmetine bir gel aşkın
İçimde bir rüzgar essin
Bu gece doldum, bu gece taştım
Adımı yüzüme söylersin

Gel kollarına bir gel aşkın
İçimde bir rüzgar essin
Geceme doldun, geceme taştın
Güzelsin ah güzelsin

Senden önce hatalarım oldu. İtiraf ediyorum, birçoğu büyük ve ölümcüldü. Davranışlarımla, eylemlerimle ve sözlerimle gereğinden fazla günah işledim. Ama sadece seni tanıyana kadar yaptıklarım için af diledim Tanrı’dan. Senden sonrası buhran. Geçtim çok şeyden. Senle ya da sensiz, her hâlükârda hardayım. Sen yeter ki gel, ben hazırım ateşlerde yanmaya. Günahsa günah, ayıpsa ayıp. Umrumda değil…

Gözlerinden sızan karanlıklar umrumda değil
Ne şimdi ne sonra ne boşluklar umrumda değil
Düşerken son bir kez yalana benimsin benim
Yalansan yalanı severim elimde değil

Dizime başını düşür uyu
Saçlarım yüzünde gezsin
Geceler uzun
Geceler boyu ben yorgun sen güzelsin

Dizime başını düşür uyu
Korkular içimden aksın gitsin
Geceler uzun
Geceler boyu ben yorgun sen güzelsin

vega - elimde değil

vazgeç gönlüm, sen bu aşktan… sana kıymet veren mi var?
unut dertten zevk almayı… seni ancak, seven anlar…
kapat çile kapısını, girmesin o vefasızlar…
dünya denen, şu alemde; elbet seni biri anlar…

Seni unutmak istedim bugün. Vurdum dibine kadehlerin karanlık saatlerde. Kaç defa ‘unut gönlüm. vazgeç’ dedim kendime. Kaç defa ‘sevmek sana fazla’ dedim. Nafile, duyuramadım yüreğime sesimi. Biliyorum sonu yok bunun. Bitmez bir çile gibi sindi üzerime hasretin. Ama ne yapayım. Benimki de gönül işte. Söz dinlemeyenlerden. Biliyorum sevmeyeceksin beni hiçbir zaman. Ama bunu bilmek bile beni senden uzak kılamıyor. Laf anlamıyor kalbim.

sen attın bu kördüğümü… çare sende bende değil…
kör olsun bu aşkın gözü, hata bende sende değil…
kapat çile kapısını, girmesin o vefasızlar…
dünya denen, şu alemde; elbet seni biri anlar..

İnan ki, seni suçlamıyorum. Sitemli sözlerim kendime, acziyetime şikayetim. Sadece ne yapacağımı şaşırdım. Sanki aklım çöllerinde, beni terketti. Avare bir garibim şehirlerinde sanki. Oysa Leyla bile dönmüştü Mecnun’una, ama sen dönmezsin biliyorum. Olsun, bir seni anmak kaldı elimde. Bununla yetiniyorum. Bir gizli ümit içine sakladım hislerimi. Gözyaşımla besliyorum her gece. Ne kadar kahretsem de kadere, ölmek gelmiyor içimden. Çünkü hala seni seviyorum.

Sen gidiyorsun diye ağladı bu şehir. Kapattı günah renkli örtülerini perçem gibi. Kendi karanlığımı unuttum senden geride kalan bu şehrin hüznünde. Işıkları boğuldu sensizlik girdabında. Ve ben tutamadım demir duvarlarını. Her sokağı çıkmaz oldu sen yoksun diye. Oysa bu şehir bilmezdi böyle küsmeyi, hüzünlenmeyi.

Gel demeyi istese bile içi geçmiş ama sağlam gururlarını yıkamaz kolayca. Çağıramaz caddelerine. Asamaz resmini meydanlarına. Ancak ağlar. Ve zamanla alışır sensizliğe. Benim yaptığım gibi…

Bazen konuşmak yetiyor adama. Gönülden kopan itiraflar, ekilmiş günah tohumlarının üstüne beton atmak gibi bir etki yaratıyor. Çünkü kaçarken daha çok üstüm kirleniyor sanki. Durmak ve direnmek temiz kalmak gibi gelmeye başladı yarım aklıma. Hem yaşarken biraz daha iyi anladım ki; karanlık değil aslında dünya. Sadece bazen loş. Ayrıca -kaygılar etrafında dolanan meczup ruhuma inat, bir nebze anlayışla yetinen- mantığım umursamaz oldu yorulmayan çeneleri. Bana bir şey olduğu da yok. Ben başkasına bir şey olmasın kaygısındayım. Zehirli bir sarmaşık değilim. Ama gül bahçesinde büyümediğimi de hatırlatayım. Sadece geçmişin gözbebeklerinden fışkırmış bir arzu var her yanımda ergüvan renginde. Üç mevsimlik bir hayatın tam ortasındayım. Boyutsuz ama kırık-yarık bir yol hikayesi gibi üstüme yaz(g)ılı hayat. Ben bu hikayenin kahramanı değilim. Gücü olan şeylerin hatırına yazıyorum hikayeyi.
Çünkü yazarken ne kayıp sevgiler, ne şehirde yalnızlık eskitiyor beni.

Gece hüzünle gelir. Sessiz ve yavaştan damlar adam yüreğine. Kaygısız bir şehvet gibi neticesi muallak. Karanlığa saklanmış duygular inkişaf eder hızla. Gizlenmiş günahlar bedeni kaplar. Ruh da kapılır bu sele, karşı koyamaz. Ama tüm bu hisler hüzünle ayrı bir güzeldir. Gündüzün renkleri ve detayları yoktur artık. Sade bir yalnızlık gibidir çoklu temalar. İnsan yadırgayamaz. Ürkmez kendinden.

Belki ve keşkeler karışmışken içiçe.

Bir ümitle uzandım son defa.

Rüzgar yorgun, dinlemeye koyuldu söyleyeceklerimi.
Kendime idi sitemim…
Kızgınlığım ve ağır sözlerim…
Biran nefesim gözkırpan yıldızlara karıştı
Gürültücü araçlar bozsa da gecenin sükutunu
Karanlık çökmüştü geceye ve üzerime

İrkilmek yetmiyordu, titremek lazımdı belki de
Ben de kaldım öylece
Renklerin kırmızılaştığı ufuklara doğru adım atarken, bir ayna ilişti gözüme
Floresan karanlığına mahkum odalarda geçirilen saatler, yaşanan hüzünler, dökülen gözyaşları idi aynada gördüklerim
Düşünüp durdum bir süre

Belli etmesem de
Ümit vardı aslında içimde bir yerlerde
Gizlemeye çalıştıkça kendini daha aşikar belli eden bir ümit vardı
Ben yürümeye devam ettim hissedilen ama görülemeyen bu ümitle

Umutla ekilen tohumların yeşermek istediği vakitlerdeyim.

Yok bilmem. Arkasını getiremem süslü sözlerin. Dizemem öylece aşk ifadeleri ardın sıra. Yaşarsam bile dillendiremem. Benim olan dışımdadır. Olmayanlarımı saklarım içimde. Söylerim bazen sana ama anlatamam. Kelime olarak kalır.
Bildiğin kelime…
Ya da bilemediğin…

Dönemsel denge problemleri yaşarım. Yok diyemem. Kızsan da küsemezsin.

Yok alınmam. Zaten garip bir döngü bizimkisi. Eğrisi büğrü. Bir ben yol olur uzarım, geçersin üstümden. Bir sen olursun burak, mirac vakti gelmeden çıkarım göklere. Beraberimdir, ama varlığını bilmem. Yok göremem.

Gece gündüzü beklerken, ben seni gözlerim peşimde olduğundan habersiz. Yok küserim. Sebepsiz, manasız. Sen gelirsin ardından gelenlere kızarım. Yok gitmem. Ama kalmam da kiracı. Dolanırım elemlerde duraksız. Sen de gitme isterim. Beklersin öylece sabırla, izlerim. Senden sözler okşarken ruhumu, sesi alınmış utangaç şarkılar söylerim ama duymazsın. Yok bağıramam. Utanırım, notalara bile dökemem karmaşık tanımsızlıklarımı.

Sanırım seni severim. Belki çok bile severim. Yok ama denemem. Korkarım. Cesaret edemem. Sonu belirsiz başlangıçlardan ürkerim. Yok hiç başlamam. Beklerim sabırla zamanı gelip geçerken içimden. Yok olmam.

Umarım sevmeyi. Ümit ederim. Ama kolay sevemem, kuramam köprüler gönülden günüle. Çekip iterim tereddüt döngülerinde. Sen üzülürsün. Yok hissedemem. Mattır bazı vakitte kalbim. Düşünemem. Ateşi hissederim ama yanamam.

Yok gelemem. Muzır işe mani çoktur. Yapamam. İsterim ama yaklaşamam. Sabırla cesaret gözlerim. Umutla ektiğin tohumların içimde yeşerdiğini görmek isterim, ama umutlanırsın korkusuyla söylemem. Varlığın büyürken içimde, kaçarım senden. Anlamazsın. Bilemezsin. Ama en iyisi beklersin. Sabırla beklersin. Ümitle beklersin. Bana rağmen beklersin. Yok ama ben de gidemem. Senden hiçbir vakit gidemem. Sende yok olamam.

03.11.2007 23:40

“Yok” dedi içinden
“Yok”
Dört duvar arasında başını iki yandan sıkmış haykırmıştı adeta kaderine. Neden başkalarının hayatlarından farklı idi yaşadıkları diye. Güneşe her uzanmak istediğinde eli bir yabancıya değmiş ve yanmıştı. Oysa hep güneşi arzulamıştı. Hevesi her defasında kursağında kalmıştı. Korktu insanlardan ve çekildi yuvasına.

Gel zaman, git zaman.
Büyüdü çocuk duyguların kafesi.
Kutsal bir günde gaipten bir ses ona hayaller fısıldadı ve güneşi avucuna bıraktı. Artık güneşi kendi içinde doğup, batıyordu. Ve artık dünyanın en mutlu yalnızı idi. Gözü görmüyordu ışık hüzmelerini artık. Yabancı eller yakamıyordu o narin ellerini.

Gel zaman, git zaman.
Büyüdü çocuğun pamuk elleri, ayakları.
Sığmaz oldu odasına. Sonra birgün dışardan sesler işitti. ışarda neler olduğunu merak etti ve pencereden uzandı göreyim diye ama göremedi. Güneşini unutturacak kadar büyüdü içindeki bu vesvese. Artık sönmüştü içindeki güneş ya da küsmüştü. Artık ışımıyordu o çocuk yüreğine. Ve o bunun farkında bile değildi artık. Her defasında pencereye koşuyor başka güneşlere bakınıyordu. Ama göremiyordu. Yorulmuştu artık.
İçi dışı bir karanlık odasında yaksa da başka ellere dokunmaya başladı. Parmakları tutmuyordu artık. Dokunduğu şeylerin varlığını hissettirmiyordu yanık ellerine. Bir gün bir ayna gördü odasında. Baktı aynadaki görüntüsüne. Yakmayan güneşi duruyordu karşısında. Sonra baktı ynık ve tutmayan ellerine. “Ben ne yaptım” dedi utanarak. Artık çok mu geçti herşey için. Ya da çok herşey çoktan geçmiş miydi. Gaipten o eski sesin sahibine haykırdı avazı çıktığı kadar. Bir şans daha istedi yorulmadan günlerce, aylarca, yıllarca.

Gel zaman, git zaman.
Büyüdü sevgiye aç çocuk yüreği.
İçi boş yüreği ve dilinde değişmeyen dileği ile içi karanlık odasında ölümü bekler oldu. Bir gün ansızın bir ışık belirdi odasında. Güneşim diyerek atıldı kalan takatiyle. Duaları kabul olunmuştu.

Gece bitmişti herşey.

Ve o da gece başladı herşeye.

Sahipsiz duygularla bavulunu sürürken ıssız ve karanlık ama bildik yollarda eski anıları yokladı. Çoktan silinmiş izleri gözledi. “Kaderin tevafukları” kuşatacakmış geceyi diye duymuş. Erinmedi ve yürüdü saatlerce, aldırmadan çok korktuğu köpek uğultularına.

Ve bir telefon kulübesine uzandı elleri. Gecenin bir yarısı sorularına cevap verebilecek biri aradı rehberinde. Ve çalan telefon hemen karşılık verdi. Gecenin geçliğine aldırmayan tatlı bir dialog başladı. Dialogun sonunda “sokakta kaldım, yanına gelebilir miyim? ayrıca biraz konuşmaya ihtiyacım var.” sorusuna, “şuan nerdesin?” karşılığı geldi. Ardından gelen cevap geceyi bile yumuşattı. Telefon kulübesinin önündeki trafik ışıkları kadar yakınında olması bir rastlantı değildi. Gece yeniden başlamıştı bu sürprizle. Özlemli bir kucaklama ile başlayan bir sohbete bıraktı yalnızlık yerini. Artık gecenin gecikmişliği önemini yitirmişti. Artık, artık olmuştu diğer detaylar. Gün ışıyana kadar gülümseyen yüzler güneşi bekledi. Dudaklardan akan eski ama güzel sözler, ruhları rahatlatmıştı tan ağarmadan. Derin ve mutlu bir uykuya daldı her iki ruh da yorulan bedenlerine acıyarak…

Ve tanrıya şükürler yağdı sessiz ve ılık nefeslerde…

Her solukta…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 34 takipçiye katılın