Evden çıkmadım dünden beri. Öğlen 1 gibi kalan bayat ekmeklerle bi’ kahvaltı yaptım. Üç-beş zeytin, bir dilim peynir ve bi’ de hormonsuz domates. Ardından uyudum biraz, sonra kalktım, düşündüm.
Sonra biraz daha düşündüm.
Gözüm kulağım telefonda idi seni düşünürken. Yelkovan bile akreple buluştu, ama sen aramadın.
Aramaz mı insan sevdiğini?
Sen aramadın işte!
(“Belki de sevmiyorsun” demek gelmiyor içimden.)
Ben de gurur yaptım biraz. Bile bile lades bir suskunluk çöktü üzerime kaç gündür. Ama şunu bil; hep aklımdasın. Üstelik yalnız da değilsin şu kafamın içinde. Kırk tilki dolanıyor hemen yanıbaşında ve hepsi senin peşinde. Ben de -sanki- pelerinsiz cılız bi’ superman; sana yaklaşan herşeyi kovuyorum, kovalıyorum olanca gücümle. Fakat yoruldum gerçekten. O yüzden böyle saçmalıyorum. Farkettiysen, kararım kalmadı hiç. Aynı kışı yazına karışmış şu garip mevsimler gibiyim bu ara. Titriyorum durmadan.
“Belki de bu bir süreçtir” diyorum. Bu acıyı çekmeliyim belki de.
Ne dersin? Öyle midir sence de?

15 Haziran 2009 at 1:27
İnsan sevince diyorki; sensizliği de sensiz yaşayamıyorum..
Onu madem merak ediyorsun, ara bence…Belki o da senin düşündüğünü düşünüyordur..
15 Haziran 2009 at 5:45
15 Haziran 2009 at 9:23
acı çekilmelidir evet bence de…o olmasa sa acısı çekilmelidir sevgilinin…bu böyledir,hayat bile bile kıvranmaktır acının içinde…
yaratmaya değer bir acı bu…yazmaya devam etmek için tek sebebimiz…
15 Haziran 2009 at 9:40
Bir arkadaş “sen mutlu olunca yazmıyorsun” demişti. Haklı mı ne!
16 Haziran 2009 at 0:03
vay ask mevsimi simdi asik olma zamani derlerdide inanmazdim hele bu adamin boyle seyler yazacagini hic dusunmezdim
gerci degisir yine eski bunalim adam haline gelir
bence bu yazdigimida koymaz bloguna
16 Haziran 2009 at 20:20
acı çekerek iyice karanlığa çekilerek insan eriyor bir süre sonra ama gönüle fesat düşürmeye gelmez aslında, hassastır kalp…
aramasını beklemek gibi acı veren birşey yok… hele ki belli değilse arayacağı zaman…