Evden çıkmadım dünden beri. Öğlen 1 gibi kalan bayat ekmeklerle bi’ kahvaltı yaptım. Üç-beş zeytin, bir dilim peynir ve bi’ de hormonsuz domates. Ardından uyudum biraz, sonra kalktım, düşündüm.
Sonra biraz daha düşündüm.
Gözüm kulağım telefonda idi seni düşünürken. Yelkovan bile akreple buluştu, ama sen aramadın.
Aramaz mı insan sevdiğini?
Sen aramadın işte!
(“Belki de sevmiyorsun” demek gelmiyor içimden.)

Ben de gurur yaptım biraz. Bile bile lades bir suskunluk çöktü üzerime kaç gündür. Ama şunu bil; hep aklımdasın. Üstelik yalnız da değilsin şu kafamın içinde. Kırk tilki dolanıyor hemen yanıbaşında ve hepsi senin peşinde. Ben de -sanki- pelerinsiz cılız bi’ superman; sana yaklaşan herşeyi kovuyorum, kovalıyorum olanca gücümle. Fakat yoruldum gerçekten. O yüzden böyle saçmalıyorum. Farkettiysen, kararım kalmadı hiç. Aynı kışı yazına karışmış şu garip mevsimler gibiyim bu ara. Titriyorum durmadan.

“Belki de bu bir süreçtir” diyorum. Bu acıyı çekmeliyim belki de.
Ne dersin? Öyle midir sence de?