Çok yıllar önce yani kısa şortu sadece sahilde değil sokakta da giydiğim devirlerde civciv beslemiştim. Bazen hemen ölürlerdi bazen de gayet iyi büyürlerdi; horoz olup, kışı bizle görürlerdi. Ama yine civciv beslediğimiz bir yaz, bir fırtına çıktı aniden. Ben balkonda kuşlar zarar görmesin diye içeri almayı düşündüm o küçük aklımla. Balkonun kapısını açmamla kapının kuvvetle duvara çarpılması bir oldu. Aklıma olabilecek en kötü şey geldi, kapının arkasına baktım ve hayatım boyunca aklımdan çıkmayacak o kötü görüntüyle karşılaştım. Kapıyla duvar arasına sıkışan civcivin tüm barsakları arkasından fışkırmıştı, ama hâlâ ölmemiş, can veriyordu. Onun ölüşünü izledim ve bir daha civciv beslemedim o günden sonra. Sonra kedi maceram oldu. Annem kapıya gelen kedilere bile birşey verip, alıştırmamız konusunda tembihlerdi ama sevdiğimiz bir yakınımızın tatile çıkarken emanet bıraktığı kedisine hayır diyememişti. Fırsattan istifade sahiplendim hayvanı, sevdim. Ama o akıllı kedi sahibinin yokluğunda bir insan gibi eriyip öldü gözlerimizin önünde. Gidip boş bir tarlaya gömüp, tüm akşam ağlamıştım sonrasında. Üniversiteye kadar da hiç hayvan beslemedim. Bu defa üniversitede balık merakı sardı beni. Önce küçük balıklarla başladım işe ama kesmedi, zamanla iri japonlara terfi ettim. Birgün ısıtıcının kendinden patlaması sonucu eve geldiğimde iki yıl boyunca gözüm gibi baktığım koca balıklarımı ölmüş buldum, çöpçü balığı dışında. Ona da gazi madalyası takmadan akvaryumu olan bir arkadaşa verdim. O fasıl da kapandı benim için.

Şimdi ise bu eve taşındıktan beri kardeşimi bir hayvan merakı sardı. Bir ay kadar önce küçük bir akvaryuma 4 japon balığı tıkıştırdı ilkin. Dün de iki civciv almış, getirmiş eve. İlk tepkim “ya neden böyle birşey yaptın? ne gerek vardı” diye hesap sormak oldu, geçmiş kötü anılar aklıma geldiğinden. “Ben bakmam, söyleyeyim en baştan” deyip çıktım işin içinden ama dayanamadım. Bir saat kadar sonra kalkıp baktım, civcivler ne yapıyorlar diye. Birinin hasta olduğunu farkettim. Sabah kalktığımda da ölmüştü zaten, üzüldüm. Hayatta kalanın adını da “Bahrî” koydum. Annem bugün haftasonu için şehirdışına kuzenine gidince, Bahri ve balıklara bakmak bana düştü. Demin kutusunda sıkılmış olduğunu düşünüp elime aldım, balkonda dizimde uyuttum yumuşak tüylerini okşayarak. Sonra ben bilgisayar başına geçtiğimde, o da balıkları görsün diye masaya bıraktım. Bahri, isminin manasına uygun şekilde balıklara pek bir ilgi gösterdi. O onları izlerken ben işlerimi tamamladım. Sonra tekrar sıkılması için kutusuna bıraktım. :)

Bakalım ne kadar yaşayacak bu civciv. Çok merak ediyorum doğrusu.