Uzun zamandan bu yana ilk defa Doğu Türkistan hakkında bir haber gördüm. Haberde Almanya’nın Münih şehrinde bugün Uygur Türkleri’nin Çin’i protesto etmek amacıyla bir yürüyüş düzenlediği yazılmış. Yürüyüşte Pekin hükümeti tarafından terörist ilan edilen Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiya Kadir, Çin güvenlik güçlerinin 9 Temmuz’da Urumki şehrinde yaptığı ev aramaları sırasında 5 Uygur öğrenciyi vurarak öldürdüğünü ve aynı gün 2 Uygur vatandaşının, silah zoruyla meydana toplanan 10 bin kişi önünde idam edildiğini belirtmiş. Kaşgar bölgesinde ise 19 ve 20 Temmuz tarihlerinde yapılan baskınlarda yaklaşık bin 500 kişinin terör şüphesiyle keyfi olarak tutuklanmış.

Bu haber bana 6 yıl önce bizzat birinci ağızdan dinlediğim bir hikayeyi hatırlattı. Orada yaşanan gizli devlet terörünü yansıtması açısından paylaşmak isterim. İstanbul’da yaşadığım dönemde bir komşum Doğu Türkistan’lı sessiz bir adamdı. Bir gün konuşma ve hikayesini dinleme fırsatım oldu. Film gibi denir ya; aynen öyle bir hikaye. Ailesinin ve oradaki tüm Türklerin yaşadığı baskılardan çeşitli sebeplerle kendisinin ve ailesinin hayatını riske ederek konteynırlar içerisinde zorlu ve ölüm riski yüksek bir yolculuk sonrası Türkiye’ye ulaşmış. Dil bilmez, yol bilmez ve vatandaşlık gibi bir nimetten mahrum birinin yaşayacağı zorlukları sanırım tahmin edersiniz. Epey çileler çekmiş. Allah’ın takdiri ile doğru insanlara denk gelmiş. Tanıştığı bir Professör’ün yardımıyla her anlamda hayatı değişmiş ve o adamın kızıyla evlenmiş, sonra da çok tatlı çekik gözlü bir bebekleri olmuş. Bu süreçte ailesi ile iletişim kuramamış. Çünkü o bölgelerde telefon veya internet gibi iletişim imkanları çok pahalı tutularak dünyadan bihaber olmaları sağlanıyormuş. Var olan fiziksel şiddeti ve asimilasyon çalışmalarını hiç yazmıyorum bile. Ellerinden toprakları alınan ve istila mantığında Çinlilerin yerleştirildiği bir yerde yaşananları bizzat acının içinden bir gönülden dinlerken gözlerim yaşarmıştı.

Hani şimdi şöyle en seviyeli bulduğum haber sitelerine bile bakınca görüyorum ki; biz çok vefasızız. Estetik yapan ünlülerimizden Charlize Theron’un anne olma isteğine; Eto’o İstanbul’da safsatalarından İran’daki garip defileye kadar her bi naneyi haber yapan yazılı ve görsel medyamızın bazı konuları biraz daha önemseyerek bizleri bilinçlendirmesini isterdim.

Bu tür konuları yazı dizileri halinde halkımıza sunarak bizi bilinçlendirmeyen ama bizle ilgisi olmayan her konuda uzmanlaştıran medyamızı kınıyorum. Tıpkı bugün B’Tselem İsrail İnsan Hakları Örgütü’nün yayınladığı bir Filistinli eylemcinin gözaltına alınarak gözlerinin bağlandığı ve bir İsrail askeri tarafından vurulduğu görüntüleri haber yapmayan ama İran’daki en ufak bir antidemokratik faaliyeti manşet yapan CNN ve BBC’yi kınadığım gibi.