Bir görüşme sonrasına diş muayenesi için randevu ayarlamıştım. Görüşme sohbet ortamına dönüşünce nezaketen çıkamadım. Yarım saat gecikme ile biten görüşmeden sakin tavırlarla çıkarken, bir anda koşarak bir bulduğum ilk taksiye atladım. “Abi Tunalı’ya” diyebildim nefes arasında. O günkü şanssızlığımı içimde teskin etmek istercesine “keşke kız olsa idim” dedim sadece kendimin duyabileceği bir ses tonunda. Önden atladı şoför abi, ‘Öyle deme abi ya, o da zor’ diye. “Abi şimdi Tunalı’da deli trafik var” diye ekledi. “Demee ya, ne yapsak” diye sordum. “İleriden kestireyim ben, sen az aşağı yürürsün” dedi. Kestirdikten bir kaç dakika sonra sağda park halinde duran ve bir BAYANın kullandığı araç sinyal vermeden pat diye yola dalınca, çat diye vurdu bizim taksinin tamponuna. Başladı bir tartışma. Ben sinir krizlerindeyim. “Abi ben parayı ödeyeyim, gideyim, geç kaldım” dedim, başladım koşmaya. Run lola run. Neyse ki vardığımda poliklinik kapanmamıştı. Erkek sinek bile olmayan ve Neşe Erberk Ajans’tan geldiklerini düşündüğüm çalışanlardan oluşan bu mekana varınca tüm gerginliğim gitti birden.

Bu döngü değişmiyor sanırım. Önce dara düşüyorum, sonra ummadığım bir rahatlık.