
Son İzmir yolcularını uğurlamak üzere Aşti’ye geçmiştim akşam yemeği sonrası. Dönerken yürümeyen merdivende inadına yürüyen 4 yaşlarında bir çocuğun ve elini tutan babasının dialoglarına kulak misafiri oldum. Çocuğun babasına ‘neden burada kimse gülmüyor’ demesi biraz kanıma dokundu. Zaten Ankara dışındaki tüm yakınlarım Ankara’yı kötüleyip dururlar. Verecek cevabım da olmayınca boynu bükük susarım. Sinir olurum.
Neyse, attım kendimi Ankaray’a. Sonra birer birer oturan insanlara baktım. Hakikaten hiçkimse gülmüyor hatta gülümsemiyordu. Bu sırada bir teyze koca bavulu ile kendini vagona attı. ‘Ah evladım Kızılay demi bu?’ diye sorunca, cevval gençlerden bir ikisi atladı ‘evet’ diyerek. Neyse, teyze sesli düşünmeye başladı. Telefonuna sarıldı, oğlunu aramak istedi. Telefonda ‘aramak istediğiniz kişiye ulaşılamıyor, lütfen sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız’ yanıtını duyunca kapattı. Cevval gençlere dönüp, ‘Ah oğlum ben mesaj yazmayı bilmiyorum, yazsanıza’ dedi. Gençlerin ‘teyze sadece konuşacaksın sinyalden sonra, yazmana gerek yok’ cevabı teyzeye inandırıcı gelmedi. Telefonununda oğlunun numarasını tekrar bulup ‘ara’ tuşuna bastı ve gençlerden birine uzatarak ‘oğlum ben geldim. hatice annen’ demesini istedi. Ben o ana kadar Amerikan korku filmlerindeki ‘o tarafa gitmeyin, yıllardır giden olmadı, gidenlerden de dönen olmadı’ diyen şoma ağızlı ihtiyar edasında oturuyordum. Ama o anda ben de koptum, kahkahayı patlatıp dayanamayarak ‘teyzemin sesine de benzet sesini’ dedim çocuğa. Biz katılarak gülerken, teyze tekrardan ‘bu Kızılay demi’ diye sorunca; ‘tamam teyzem ben de orada ineceğim, sana yardım edeyim’ dedim. Başladı anlatmaya; İstanbul’da düğünden geldiğini söyledi, sonra çantasını (mübarek Gadget çantası) kurcalayıp fotograf albümünü çıkardı, -haftaya da oğlu evleniyormuşmuş- oğlu ve gelininin fotoğraflarını gösterdi.
Kızılay’da indik, bavulunu Güvenpark’taki durağına kadar taşıdım. Yaklaşık 50 defa dua etti bu süre zarfında. Araca binerken de ‘Allah hayırlı kısmetler versin, Hatice teyze vardı dua etmişti dersin’ dedi. İstemdışı ‘aaaaamin’ dedim, duyan tüm araç sakinleri gülümsediler. Sonra aklıma o 4 yaşlarındaki velet geldi, ‘bak evlat buradaki insanlar da gülümsüyor’ dedim içimden.
29 Haziran 2008 at 15:18
gülümseten bir yazı olmus.. bir yeri güzel yapan orada yasanılmıs olanlar ve orada yasayan sevdiklerimzdir. kim ne derse desin ankara bi başka..