Gül bülbülGeçen haftanın cuması gülleri anlatan bir kitap aldım. Henüz okumaya başlamıştım ki; pazartesi işe giderken heryerin adeta gülistan olduğunu farkettim. Rengarenk güller dört bi yanda göze, gönle şakıyorlardı. Bu hal üzre bikaç gün yaşıyorum. Pek de memnunum bu halden. Nasıl olmayayım ki; yüzüne bakıldıkça gülünen sevgililerin hatırına güllerin seyrine doyum olmuyor. Elvan kokularının zahirinde gül-i suri ve gül-i rana daha bir açmışlar yapraklarını gülgünlere inat. Dikenlerinden şikayet ne haddime. Ben güllerin bunca diken arasında yaratılabilmiş olmasının şükründeyim.

Hatta bülbülün avazını işitir gibi oluyorum her baktığımda güllere. Rengini aşığı bülbülün kanından almış güllerin muhabbeti benim ruhumu da okşuyor her dem. Kendimden geçip birini elime almak diliyorum. Ama aklımdan Faruk Nafız’ın “Bir gül, dalında durduğu müddetçe tazedir / Bir gül, çelenge girdiği gün bir cenazedir” sözü geliyor. İlişmiyorum bana küsmesinler diye. Handan edeyim diye nalan olmuş bülbülü gülün çevresinde gözleyip, göremesem de muhabbetlerine şehadetimi yineliyorum.

Tekerleme diye ezberlediğim bi sözü dilime dolayıp güle hasret hayatıma devam ediyorum.

Gül gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti
Bülbül güle gül bülbüle yar olmadı gitti