martılar vapurlar ve trenlerSanırım 2002 yılıydı. Hiçbirşey yazmazdım. Orada burada ama genelde vapurda, martılara cümleler dizerdim. Severlerdi sanırım beni ve iç mırıltılarımı. Sonra taşındım, uzaklaştım martılardan ve vapurlardan. Aslında martılar değildi sorun, ben boşlukta yüzüyordum. Hoş, hala ayaklarım yerde değil. Taşındıktan sonra daha bir ledünnileştim. Oldukça yalnız kalmıştım. Tren sesleri de teskin etmiyordu. Zamanla içimdeki zamansız cümleler sesli bir hal aldı. Yalnızlığımı sesimle dindirmek ve tren seslerini bastırmak istemiştim belki de. Kulak misafiri bir arkadaşımın teşviki ile bir iki birşey yazdım kağıda, trenlere yapıştırmak üzere. Kader bu ya; derken Evliya Çelebi oldum. Dolandım toprak toprak, karış karış. Ama hiç trene binmedim. Şimdi, yine, en sonunda geldim trenlerin şehrine. Pek sevilmese de; alışığım herşeyine.

Bir kere burada; herkesin ayrı bir ‘Hükümet’i var kendi içinde. Sonra herkesin ‘Sayıştay’ı, ‘Danıştay’ı ve ‘Yargıtay’ı var aleminde. Aralarda da bir ‘Asker’ de bulunur o alemde. Herkes ‘grikent’ dese de tümüne; ben hala bu şehirdeyim ve hala sesli mırıldanıyorum kağıtlara, trenlere yapıştırmak üzere.