Bir sms mesajının sesi ile uyandım. Yarı uykulu bir şekilde -mesajın kimden geldiğine bile bakmadan- okumaya başladım. “Her seye vaktin var da geyige mi vaktin yok”. Tam anlamıyla dumur oldum ilk anda. Çünkü ve zaten tüm gece Beyaz Show, tez çalışması ve chat ortaya karışık geçmiş ve geç uyumuştum. Yani geyikten kastı yazışma ise ben görevimi yeterince ifa etmiştim. “Her seye vaktin var da geyige mi vaktin yok Vodafone’lu. Telefonunu acik tut. 30 Mart’ta Geyikli Kampanya basliyor” yazıyordu mesajın tamamında. “Allah iyiliğinizi versin” dedim, güldüm geçtim. Ama bu defa da iki gün önceki yolculuk sırasında başıma gelenleri hatırladım.

Hostes bayanın servis sırasında -saf yapısından ve küçük yaşından olsa gerek- Paris Hilton gibi eğimli hareketlerle üzerime yığılmıştı. Önce bunu karizmama ve dayanılmaz cazibeme bağlamıştım ama -Atıf Yılmaz’ın o güne kadar bakışlarından etkilendiği Türkan Şoray’ın CocaCola şişesine de aynı bakışı attığını gördüğü anda kendisini hissettiği gibi- hostes kızın diğer müşterilere de öylesine sıcak(!) davrandığını görünce dünyam yıkıldı. Umutlarım, hayallerim. Ama toparlandım. Bir ara gözucu ile arkamda oturan gence baktım. İnanamadım.

Prince’in ta kendisi arkamda idi. Sanırım tüm basın Paris Hilton gelecek diye kavga ederken sakin sakin Türkiye’yi gezmek istemiş. Hak verdim ama yine de şüphe ettim. Mola yerinde ayağa kalkmasını bekledim, 157 boyunlarında ise kesin o olmalıydı diyerekten. Ama uykum geldi beklerken. Gözlerim kapalı ve tam uyumak isterken, bir leoparın ön koltuk arkasından hırladığını farkettim bu seferde. ‘Hırrrrrr, hırrrrrrrr, hırr, hırrrrr’. Değişen tonlarda hırlamalar içimi ürpertti ama gözümü sabırla kapalı tuttum. Taaaa ki leoparın kükreme sesine kadar. Yerimden bir sıçradım. Ön koltuktaki leopar desen bikini tavsiye edebileceğim bu insanı boğmak istedim. Ama yapamadım. Zaten arkamdaki de Prince değilmiş, ikinci kez yıkıldım. Umutlarım, hayallerim. Bu kadar kırık bir kalple ben artık yaşayamam demişim, uyumuşum, haberim olmamış. Hostesin beni ‘beyfendi geldik’ diyerek dürtmesiyle bir sıçramışım ki; gariban kız da o korkuyla ve aynı hızla geri koltuğa yapıştı. Gülüştük, özür dileştik. Bak aklıma geldi ya; yine güldüm mesela. Sonra kalktım yataktan. Komidi üzerindeki Sabah Gazetesi’nin eki ‘Astroloji 2008 Burç Yorumları (Astrolog Çelebi Çiçek)’ kitapçığına uzandım. Burcumu buldum ve özelliklerini okumaya başladım.
“En belirgin özelliği - Canlılık, En büyük hatası - Alaycılık, En büyük ideali - Gezip görmek ve bilgilenmek” kısımlarını tasdik ederek; burcumla ilgili aşk hayatı, kariyer, sağlık bölümlerini okumadan yükselenimle ilgili kısımı okumaya başladım. Yıllardır hangi saatte doğduğumu bilmediğimden ve öğrenemediğimden bu kısımları es geçmiştim zaten. “
Nisan ayında yakın bir arkadaşınız ile yaşayacağınız kırgınlık sizi huzursuz edebilir. (Tahmin edebiliyorum.)
Çevrenizde aşmanız gereken birçok engel var. (Valla öyle gardaş.)
Sorunların çözümü konusunda size yardımcı olacak kimse yok. (Boşuna dememişler Türk’ün Türk’den başka dostu yok diye, o fasıl.) Bu
kadar hassas olmanız sorunların daha çok büyümesine neden oluyor. (Bunu ilk söyleyen sen değilsin, geç.)
Sadece bazı dönemlerde mantıkla hareket ediyor ve ne yazık ki hata yapıyorsunuz. Bence mantığı biraz geri planda tutun. (Hmmm. Bu ilginç bir yorum.)
Sakinliğinizi korumaya özen göstermelisiniz. (Uzaktan yazması kolay tabii.)”
Küstah ve çok bilmiş ifadeler kızdırdı biraz, hışımla kapattım. Ama kitapçığın arka yüzündeki resme bakakaldım. Uzun süre Shakira ile Beyonce arasında gittim geldim, ama Shakira da karar kıldım. Güne ne magazin forever başladığımı farkettim. Sonra kalktım yataktan, pencereye yanaştım, perdeyi araladım. Farkettim ki; gün ne güzel doğmuş. Öyle ki; balkona değen ağaçlar bembeyaz çiçek bile açmış.